Geriye Kalan Sessiz Boşluk





***

" Sesleri saklayın,fotoğraflar çekin,
anları ertelemeyin ".


Çünkü bazı sesler bir gün sadece hatıra olur.
Bazı yüzler ise ömür boyu dinmeyen bir özlem.
Zaman, en çok da “sonra konuşuruz” dediğimiz insanları eksiltir.
Bu yüzden sevdiklerinize bakarken acele etmeyin.
Bir gün o anların içinde yaşarsınız.

Sesleri saklayın.
Bir annenin mutfaktan gelen “çay koydum” deyişini, bir babanın anahtar sesini, çocukların kahkahasını,
sevdiğiniz insanın telefondaki yorgun nefesini saklayın.

Fotoğraflar çekin.
Hem de kusursuz olmadığınız anlarda.
Dağınık sofralarda, uykusuz gözlerle, yarım kalmış gülüşlerle.
Çünkü yıllar sonra insan, en çok eksik kalan anların güzelliğini özlüyor.

Anları ertelemeyin.
Bir gün ararım dediğiniz insanlar,
bir gün giderim dediğiniz şehirler,
bir gün söylerim dediğiniz cümleler
bazen bir ömrün içinde kaybolup gidiyor.

Hayat sandığımız kadar uzun değil.
Bir sabah uyanıyorsunuz, çocuk büyümüş.
Annenizin saçlarına sessizce kar düşmüş.
Babanız yürürken eskisi kadar hızlı değil.
Aynadaki yüzünüz bile size başka birini hatırlatıyor.
Ve insan o zaman anlıyor meğer ömür dediğimiz şey büyük olaylardan değil,
küçücük ayrıntılardan ibaretmiş.

Birlikte içilen bir çay, kapı önünde edilen kısa bir sohbet, yolda yürürken omuza değen bir el, “kendine dikkat et” diyen bir ses.

Bazı insanlar hayatımıza sonsuza kadar kalacakmış gibi girer.
Oysa zaman kimseye ayrıcalık tanımıyor.
Bir gün bir fotoğrafa uzun uzun bakarken buluyorsunuz kendinizi.
Sesini unutmamaya çalışıyorsunuz.
Gözlerinin içindeki ışığı hatırlamak için zihninizi zorluyorsunuz.

İşte o zaman anlıyorsunuz özlemek, sadece birini aramak değilmiş.
Özlemek, artık geri gelmeyecek bir zamana dokunmaya çalışmakmış.
Bu yüzden bugün sevin birbirinizi.
Kırgınlıkları çok büyütmeyin,sarılabiliyorken sarılın.
Dinleyebiliyorken dinleyin,yanınızdayken kıymet bilin.
Çünkü bazı sesler bir gün sadece hatıra olur.
Bazı yüzler ise ömür boyu dinmeyen bir özlem.

Ve insan bir süre sonra şunu öğreniyor.
Hayatta en çok can yakan şey, kaybettiklerimiz değil sadece içimizde yarım kalanlardır.
Söylenemeyen cümleler,sarılmaya fırsat bulunamayan insanlar,özür dilenemeyen kırgınlıklar.
İnsan en çok bunları sırtında taşıyor.

Bazen gece herkes uyurken eski bir fotoğraf çıkıyor karşına.
Bir yüz…
Bir gülüş…
Bir masa etrafında toplanmış insanlar…
O an anlıyorsun aslında fotoğraflar zamanı durdurmuyormuş sadece insanın içini sızlatıyormuş.

Bir zamanlar “hep var” sandığımız insanlar şimdi bir duanın içinde yaşıyor bazen.
Bir şarkıda çıkıyor karşımıza,bazen bir kokuda,bazen yoldan geçen bir yabancının bakışında.
İnsan unutamıyor sadece susmayı öğreniyor.
Çünkü bazı acılar anlatılmıyor.

Kelimeler yetişmiyor bazı eksikliklere.
Mesela annenin yokluğu başka oluyor,
babanın sessizliği başka,kardeşinin ani gidişi.
Bir dostun gidişi bile insanın içinden bir odayı söküp götürüyor.

Ve yıllar geçse de bazı insanlar içimizde aynı yaşta kalıyor hiç yaşlanmıyorlar.
Hep bıraktıkları yerde duruyorlar.
Belki hayatın en ağır gerçeği de bu.
Zaman akıyor ama insanın içindeki bazı anlar hiç geçmiyor.

Şimdi dönüp baktığımda
en kıymetli şeyin ne para, ne başarı, ne de gösteriş olduğunu görüyorum.
İnsanın gerçek zenginliği aramadan hâlini soran bir ses,kapısını çalabileceği bir dost,başını yaslayabileceği bir omuzmuş meğer.

Çünkü Dünya çok yoruyor insanı.
Herkes güçlü görünmeye çalışıyor ama
herkesin içinde sessizce ağlayan bir çocuk var aslında.
Bu yüzden kalp kırmayın.
Bir insanın içine dokunmak kolay değil.
Bazı yaralar yıllarca görünmeden taşınıyor.
Ve bazen küçücük bir merhamet,
bir insanın hayata tutunmasına yetiyor.
Hayatı ertelemeyin,sevginizi saklamayın.
Bugün arayın sevdiklerinizi.
Bugün söyleyin içinizde kalan güzel sözleri.
Çünkü yarın dediğimiz şeyin
kime nasip olacağını hiçbirimiz bilmiyoruz.

Bir gün geliyor insan kalabalıkların içinde bile kendini yalnız hissediyor.
Eskiden içini ısıtan şeyler artık aynı sıcaklığı vermiyor.
Şarkılar yarım, sohbetler kısa, gülüşler yorgun oluyor.
Herkes bir şeylere yetişmeye çalışırken
aslında en çok kendinden uzaklaşıyor.

Aynalara bakıyoruz ama kendimizi göremiyoruz artık çünkü ruh dediğin şey çok yorulunca sessizleşiyor.
Eskiden küçük şeylerle mutlu olurduk.
Bir mektup heyecanlandırırdı mesela.
Kapı çalsa sevinirdik.
Birinin “seni merak ettim” demesi bile içimizi ısıtırdı.
Şimdi her şey var gibi ama hiçbir şey gerçekten dokunmuyor insana.

Belki de çağımızın en büyük yalnızlığı bu, insanların birbirine ulaşabilmesi ama dokunamaması.
Oysa insan dediğin şey anlaşılmak ister biraz.
Birinin gözlerinin içine bakıp
“yoruldun biliyorum” demesini ister.
Bazen bir omuz, bir cümleden daha fazla iyileştirir insanı.

Bir gün son kez çocuk oluyoruz, fark etmiyoruz.
Son kez annemiz saçımızı düzeltiyor, bilmiyoruz.
Son kez bir dostla kahkaha atıyoruz, anlamıyoruz.
Hayat en büyük vedaları sessizce yapıyor çünkü.
Ve sonra geriye sadece anılar kalıyor.
Bir pencere önünde dalıp gitmeler,
eski mesajları okumalar,
fotoğraflara uzun uzun bakmalar.

İnsan bazen geçmişi geri istemiyor belki de.
Sadece o günlerdeki kalbini özlüyor.
Daha saf olduğu zamanları,daha çok inandığı günleri, birilerine kırılmadan sevebildiği hâlini.

Şimdi herkes biraz eksik.
Biraz kırgın.
Biraz geç kalmış.
Kimse tam anlatamıyor içindekini artık.
Çünkü insan bazen en büyük acıları susarak taşıyor.
Bir bakışın içine saklıyor yorgunluğunu,
bir “iyiyim” kelimesinin arkasına gizliyor kırılmışlığını.

Şimdi dönüp birbirimize bakıyoruz ama
eski insanlar değiliz hiçbirimiz.
Biraz sessizleştik, biraz yorulduk.

Hiçbir şey sonsuz değilmiş meğer.
Ne gençlik,ne öfke,ne kırgınlık,
ne de “sonra konuşuruz” dediğimiz insanlar.
Hayat, insanın elinden her şeyi bir anda almıyor, sessiz sessiz eksiltiyor.
Bir sesi, bir alışkanlığı,bir sarılmayı,
bir sofranın neşesini.

Ve bir gün dönüp baktığında
en çok yarım kalan cümleler acıtıyor içini.
Çünkü bazı insanlar gidince yalnızca bir insan gitmiyor, birlikte güldüğün zamanlar, inandığın duygular
ve senden bir parça da gidiyor onların ardından.

Şimdi herkes biraz yorgun bu hayatta.
Biraz kırılmış, biraz susmuş, biraz da kabullenmiş.
Ve anlıyorsun ki sonunda hayat kimseyi beklemiyor.
Herkes bir yerlere yetişmeye çalıştı hayat boyunca, kimi sevgiyi kaçırdı,
kimi kendini, kimi de en sevdiklerini.
Ve zaman herkesten bir şey aldı acı acı.

Yıllar geçtikçe şunu fark ediyor insan.
Hayat aslında aceleye gelmeyecek kadar kısa.
Biz hep daha iyi günler için beklerken
ömür usulca geçip gidiyor.



sevay

25 Mayıs 2026 6-7 dakika 16 denemesi var.
Yorumlar