Gönül Ülkesinde Yalnızlık
Eskiden masallarla geçen tertemiz bir çocukluğumuz vardı. Ardından bu saf çocukluk yıllarımızın yerini acımasız ve mağrur dolu günler aldı. Acı üstüne acı ekleyerek geldik bu günlerimize değil mi?
Günler gözlerimizin önünden bir bir masal veyahut film şeridi gibi geçerek gidiyor. Sabahı olmayan gecelerde, yorulan gönüller yalnızlık çekiyor. Kanser hücresi gibi birer birer sızılar beliriyor içimizde. Neler geçiyor içimizden bir bilseler. Yanlız olanların gönül ülkesi, hasretle bahar akşamlarını gözler. O heyecan bizleri yer bitirirdi. Mutluluk denilince bahar akşamları gelirdi gözlerimin önüne. Bunları düşündükçe ölümden önce yanlızlık gelirdi. Yüreklerimiz, sevgisizlerin sevgisiyle eridi. Bunu herkes ismimiz gibi bilirdi. Bu satırlarda da isimlerimizin önüne hep 'yalnızlık' geçti. Her yeni günün başlamasını beklerken, gecelerimiz uzadı ve günlerimiz kısaldı. Sevda yoktu bizlerin tarafında, sabah güneşinin ışıkları bile vurmazdı odalarımıza.
Artık, ayrılık değmişti, biz yalnızların gönüllerine. Ne kadar susmaya yeltendik ise de gözlerimiz ele verdi bizleri. Dokunmayın artık bizlere. Zaten, yeteri kadar acı çektik. Hep çaresizleri oynadık. Bir de anmaz gönül yaraları açtık. Yanlız olanlar anlıyor ne demek istediğimi...
Gün tükeniyordu, günlerimizde. Bizler gene 'yalnız' kalıyorduk. Veyahut yanlızlığı oynuyorduk.