Hayatın Anlamı Nedir

Hayatın anlamını bulmaya çalışırken çoğu zamankayboluyoruz. İnsan, yaşadıkça öğreniyor aslında: hiçbir şeyin kalıcı olmadığını, her şeyin değiştiğini ve en büyük mirasın geride bıraktığımız izler olduğunu. Anlam, bazen bir tebessümde, bazen de içimizi paramparça eden bir kayıpta gizleniyor.
Kimi zaman yıllar boyu aradığımız cevabı bir çocuğun masum bakışında buluyoruz; kimi zaman da karanlık bir gecenin ortasında içimize çöken sessizlikte. Anlam dediğimiz şey; büyük planlarda, büyük hayallerde değil de, küçücük anların içinde saklı aslında. Bir dostun hatırlaması, bir yabancının iyiliği, bir vedanın gözyaşı… Hepsi hayatın bize fısıldadığı gizli cevaplar.
Ama en çok da insan kendine dönünce anlıyor: Hayat, başkalarının gözünde kim olduğumuz değil; kendi gözlerimizde kim olabildiğimizdir. Her düşüş, bize yeniden kalkmayı öğretir. Her yara, bir gün güçle kapanır. Ve biz, her şeye rağmen yürümeyi seçtiğimiz sürece anlamı da kendi adımlarımızla yazarız.
Belki de hayatın anlamı, onu sorgulamaktan çok, yaşamaktır. Sevinmekten, üzülmekten, yanılmaktan, yeniden başlamaktan ibarettir. Çünkü aslında hayat, tek bir cevap değil; bize verilen sorularla dolu bir yolculuktur.
Hayatın anlamı, başımıza gelenler değil, onların karşısında kim olduğumuzdur.
Hayatın anlamını ararken, çoğu zaman dışarıya bakıyoruz: başarıya, paraya, alkışa, kalabalıklara… Oysa zamanla anlıyoruz ki, asıl anlam bunların hiçbiri değil. İnsan, kendi içine dönmediği sürece hiçbir yerde bulamıyor o gizli cevabı. Dışarıdan görünen hayat, sadece bir perde; asıl oyun içimizde oynanıyor.
Bazen bir sabah uyanıp pencerenin ardından gün doğumunu izlerken, bazen de bir gece uykusuz kalıp kendi düşüncelerimizle baş başa kalırken fark ediyoruz: Hayat, aslında çok basit şeylerin içinde saklı. Bir çiçeğin açışı, bir çocuğun gülüşü, bir dostun sesindeki sıcaklık, bir annenin gözlerindeki endişe… Bunların her biri bize sessizce fısıldıyor: “Ben buradayım, yaşam benim içimde gizli.”
Ama insan hep daha büyük cevapların peşinde koşuyor. Mutluluğu yarının hayalinde arıyor, huzuru başkalarının onayında sanıyor. Oysa mutluluk bazen en sıradan günün içinde gizli; bir bardak çayın buğusunda, bir şarkının ilk notasında, birinin gözlerinin içine sessizce bakabilmekte… İşte o anlar bize şunu hatırlatıyor: Anlam, çok uzağımızda değil, elimizin değdiği yerde.
Hayatın anlamı, belki de tamamlanmaya çalışılan bir yolculuktur. Hiçbirimiz eksiksiz değiliz, hiçbirimizin hikâyesi kusursuz değil. Her insan, kendi yaralarıyla, pişmanlıklarıyla, sevinçleriyle yürür bu yolu. Bazen yanılır, bazen düşer, bazen elinden tutan kimse olmaz. Ama yine de yürümeye devam eder. İşte o devam edişin kendisi, hayatın anlamını bize öğretir.
Bir gün dönüp ardımıza baktığımızda, aslında çok şeyin boşuna olduğunu da fark ederiz. Kırgınlıkların, kavgaların, hırsların, inatların… Hiçbiri yanımıza kalmaz. Hatırlanan tek şey, kalbimizden geçen duygulardır. Birine içtenlikle “iyi ki varsın” diyebilmiş miyiz? Birini gerçekten sevmiş miyiz? Birini incittiğimizde özür dilemiş miyiz? Hayatın asıl terazisi işte bunları ölçer.
Ve belki de anlam, tek bir cevaptan ibaret değildir. Anlam, zamanla değişir. Çocukken oyunlarda bulduğumuz mutluluktu, gençken hayallerimizin peşinde koşmaktı, büyüyünce sevdiklerimizin yanında kalabilmekti. Yaşlandıkça anlıyoruz ki, hayatın anlamı aslında sevdiklerimizle geçen kısacık zamandır. Çünkü hiçbir şey kalıcı değil; geriye sadece paylaştığımız sevgiler kalıyor.
Hayat bize defalarca sorar: “Sen kimdin, kimin için yaşadın, neye değer verdin?” Cevaplarımız hep aynı olmayabilir ama önemli olan, içimize dönüp verdiğimiz cevaptır. Başkalarının gözüyle değil, kendi vicdanımızla yüzleştiğimizde anlıyoruz gerçek anlamı.
Sonunda şunu öğrendim: Hayatın anlamı, başımıza gelenler değil; onların karşısında nasıl biri olduğumuzdur. Bizi biz yapan, acılarımızı nasıl taşıdığımız, sevinçlerimizi nasıl paylaştığımız, yalnızlıkla nasıl baş ettiğimizdir. Ve belki de en büyük anlam, her şeye rağmen içimizde hâlâ sevecek, affedecek, umut edecek bir yer bırakabilmemizdir.
Kısacası hayatın anlamı; yaşamak, hissetmek, yanılmak, öğrenmek ve yine de yürümeye devam etmektir. Çünkü hayat, tek bir tanıma sığmaz; o, bizim attığımız her adımda yeniden yazılır.
Hayatın anlamı, varacağımız yerde değil, yürüdüğümüz yoldadır.
Tebrik ediyorum içten ve çok sağlam bir yazı olmuş....