Her Gün Yeni Bir Hikâye Yazılır
***
Her gün yeni bir hikâye yazılır, kimi kelimelerle, kimi susarak.
Sabah pencere camında buğudur ilk cümle, öğle vakti aceleyle karalanmış bir paragraf,akşam ise üstü çizilmiş duyguların şiiri.
Bazı günler nokta koymayı öğreniriz, bazı günler aynı cümleyi tekrar ederiz
farklı bir kalple.
Her gün yeni bir hikâye yazılır, okunur mu bilinmez ama yaşanır.
Bazen kader kalemi tutar, bazen elimiz titrer.
Yağmur girer satır aralarına, bir çocukluk sesi, bir eski fotoğrafın sararmış köşesi.
Hepsi aynı metnin dipnotlarıdır.
Unuttuklarımız boşluk olur sayfada,
hatırladıklarımız ağır bir başlık.
Ve gece kitabı kapatmadan önce
kendimize fısıldarız.
“Yarın yeni bir cümleyle başla.”
Çünkü her gün bir hikâye yazılır,
ve bazen o hikâye biz oluruz.
Ama bazı günler kelimeler de yorulur,
sessizlik en uzun şiire dönüşür.
Bir bakış, yarım kalmış bir selam,
içte büyüyen ama adı konmayan bir his.
Hepsi gizli dizelerdir.
Zaman satır aralarında dolaşır, aceleci bir editör gibi fazlalıkları alır götürür hayatımızdan sanki.
Geriye en çıplak hâlimiz kalır, saklanamayan bir yorgunluk,öğrenilmiş bir sabır ve hâlâ içimizde direnen
küçük bir umut.
Bazı cümleler bilerek yarım bırakılır,
çünkü tamamlanırsa can yakacaktır.
Bazı duygular başlık olmaya cesaret edemez, dipnotta yaşar.
Ve biz sessizliğin içinde kendimizi yeniden okuruz.
Her susuş aslında içten içe söylenmiş
uzun bir itiraftır.
Gün biter ama hikâye bitmez.
Sadece yarına devredilir.
Yarına devredilen bu hikâye geceyle birlikte ağırlaşır.
Uyku kelimelerin üzerini örten
ince bir örtü gibidir, tam kapatmaz
tam da açık bırakmaz.
Ve bazı günler hiçbir şey yazılmamış gibi görünür.
Oysa en derin metinler beyaz boşluklarda saklıdır.
Her gün yeni bir hikâye yazılır, bazen sesle,bazen sessizlikle.
Kalpten yazılan bu hikâye
zamanla ağır bir deftere dönüşür.
Sayfaları sararır, kenarları kıvrılır,
içindeki satırlar silinmez.
İnsan kendi hikâyesinin hem yazarı hem de okurudur.
Bazı bölümleri defalarca okur,
bazı sayfaları hızla geçer.
Geçmiş altı çizilmiş cümleler gibidir,
ne kadar saklasan da göz hep oraya takılır.
Gelecek ise henüz boş bir sayfa
dokunmaya çekindiğin.
Bazen kalem düşer elden, yaşam durur sanırsın.
Oysa tam o anda en derin satırlar
içeride yazılmaya devam eder.
Ve bir gün hiç beklemediğin bir anda
fark edersin.
Hikâye seni çok yormuştur aynı zamanda da seni büyütmüştür.
Ve büyüdükçe hikâyenin dili sadeleşir.
Gösterişli kelimeler yavaş yavaş çekilir,
yerini dürüst bir sessizlik alır.
İnsan artık bilir her şey söylenmez,
her şey anlaşılmak zorunda değildir.
Bazı duygular sadece hissedilmek ister,
okunmak değil.
Zaman sayfaların arasına ince bir merhamet bırakır.
Eskiden kıran cümleler şimdi öğretir.
Eskiden acıtan anlar şimdi anlam kazanır.
Ve bir gün aynaya bakar gibi
kendi satırlarına bakarsın.
Eksiklerini görürsün, kendinini yargılarsın, geçmişin keşkeleri bir ağ gibi gün yüzüne çıkar, ruhunu bu yükten kurtaramazsın.
Bu hikâye senindir, elinden gelenin hikâyesidir.
Her gün yeni bir hikâye yazılır, kimi gün acıyla, kimi gün şükürle.
Sabah gözlerimizi açtığımız anda başlar o hikâye.
Henüz konuşmadan, henüz düşüncelerimizi toparlamadan önce bile içimizde bir yerlerde ilk cümle kurulmuştur.
Pencerenin ışığı, havanın kokusu, içimize çöken ya da hafifçe yükselen o belirsiz duygu.
Hepsi görünmez mürekkeple yazılır.
Gün ilerledikçe hikâye büyür.
Yolda yürürken aklımıza düşen eski bir anı, bir yüz, bir ses.
Hiç çağrılmamışken gelen bu hatıralar, metnin en beklenmedik yerlerine girer. Bazen bir tebessüm olur paragrafın başında, bazen boğazda düğümlenen bir suskunluk cümlenin sonuna eklenir.
Acı bir tat bırakır ruhunda.
Her karşılaşma, her bakış, her küçük kırgınlık yeni bir satır başı açar hikayende.
Öğleye doğru hayat hızlanır.
Hikâye de aceleci olur.
Üstünkörü yazılmış cümleler vardır, üzerinde durmaya vakit bulamadığımız duygular, yarım bırakılmış düşünceler.
Bazı kelimeler yanlış seçilmiştir belki ama silmeye cesaret edemeyiz.
Çünkü o anın gerçeği onlardır.
Akşam yaklaştığında metnin tonu değişir.
Günün gürültüsü yavaş yavaş çekilirken, iç sesimiz daha net duyulur. O zaman fark ederiz aslında neleri söyleyemediğimizi, hangi duyguları ertelediğimizi.
Gün boyu görmezden geldiğimiz ayrıntılar bir bir ortaya çıkar.
Bir yorgunluk cümlesi, bir özlem paragrafı, belki de içten içe beklenen ama gelmeyen bir nokta.
Gece ise hikâyenin en dürüst saatidir. Işık azalır, kelimeler derinleşir.
Kimseye anlatamadıklarımız, kendimize bile itiraf edemediklerimiz satırlara sızar.
Bazı geceler sayfalar dolup taşar, bazı geceler tek bir cümle yeter.
“Bugün de geçti.”
Ama o cümle öyle ağırdır ki içinde bir günün bütün yükünü taşır.
Her gün yazılan bu hikâyelerin çoğu okunmaz.
Alkış almaz, yayımlanmaz, kimse tarafından düzeltilmez ama yaşanır.
Ve aslında en gerçek metinler de onlardır,
süslenmemiştir,filtrelenmemiştir. Hatalarıyla, tekrarlarıyla, boşluklarıyla bize aittir.
Bazen aynı hikâyeyi yazdığımızı sanırız. Aynı sabah, aynı yol, aynı insanlar.
Oysa dikkatle bakınca fark ederiz, el yazımız bile değişmiştir.
Aynı kelimeler bile başka bir kalpten çıkıyordur artık.
Zaman görünmez bir editör gibi satır aralarında dolaşmış, bazı şeyleri silmiş, bazılarını koyulaştırmıştır.
Ve biz her gece, kitabı kapatmadan önce içimizden sessizce bir söz veririz kendimize.
"Yarın yeni bir cümleyle başlayacağım."
Belki daha cesur, belki daha sakin, belki sadece daha dürüst.
Çünkü her gün bir hikâye yazılır.
Ve o hikâye ne kadar kaçsak da, sonunda dönüp dolaşıp bizi anlatır.
Her gün yazılan bu metin mükemmel olmak zorunda değildir, gerçek olması yeter.
Ve hikâye tam da bu yüzden yaşamaya devam eder yada ölür.
Son sayfaya gelindiğinde büyük bir cümle yoktur.
Ne yüksek bir nokta, ne de görkemli bir kapanış…
Sadece derin bir nefes vardır.
Ve kitap yavaşça kapanırken şu sessiz gerçek kalır elde.
Her gün bir hikâye yazıldı, kırık, eksik, bazen suskun..
Ve hepsi yaşamın kendisiydi, kendi hikayendi.
sevay



