Herkes Bir Yerlere Koşuyor, Bu Koşuş Nereye?
“ İnsanoğlu bitmek tükenmek bilmeyen bir hırs ve telâş içinde koşarken, bastığı toprağın ve soluduğu nefesin farkına varamaz hale gelmiştir. Oysa hakiki akıl; nerede olduğunu, nereden gelip nereye gittiğini idrak edip durması gereken yeri bilmektir.”
Günün ilk ışıklarıyla birlikte sokaklara dökülen insan seline baktığımızda, yüzlerdeki gerginliği, adımlardaki telâşı ve gözlerdeki dalgınlığı görmemek mümkün değildir. Otobüs duraklarında, karmaşık trafikte, kalabalık caddelerde ve ekranların başında herkes bir yerlere, bir şeylere yetişme derdindedir. Bir rızık koşturmacası, bir dünyalık edinme hırsı, daha çok kazanma, daha çok tüketme veya bir unvan kapma yarışı... Ancak insanoğlunun bu amansız yarışı içinde sorulması gereken en hayati soru gölgede kalmaktadır: Herkes bir yerlere koşuyor, peki bu koşuş nereye?
Eğer bu koşuşun sonunda varılacak durak fani bir dünyalık, geçici bir makam yahut bir avuç toprak ise, bu büyük telâşın mantığı nedir? Dünya; insana durup tefekkür etmeyi, kalbini dinlemeyi ve Yaratıcısını anmayı unutturan devasa bir çark gibi dönmektedir. İnsan, nefsani heveslerin peşinde koşarken aslında ömrünün tükendiğini, her adımla kabre biraz daha yaklaştığını gözden kaçırmaktadır.
Yüce Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de, insanoğlunun bu aldatıcı koşturmacasını ve mal biriktirme hırsını sarsıcı bir üslupla şöyle haber vermektedir:
"Çoklukla övünmek (ve daha çok biriktirme hırsı) sizi oyaladı. Nihayet kabirleri ziyaret ettiniz (ölüp kabre girdiniz)."
(Tekâsür Sûresi, 102/1-2)
Ayet-i kerimedeki elhâkum (sizi oyaladı) ifadesi, insanın dünyalık koşturmacalar arasında asıl varlık gayesinden nasıl saptığını ve hedefini nasıl unuttuğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bir başka ayet-i kerimede ise Rabbimiz, kullarını bu sahte yarıştan vazgeçip hakiki menzile, O'nun rahmetine koşmaya şöyle davet buyurur:
"O halde Allah’a koşun! Şüphesiz ben size O’nun tarafından görevlendirilmiş apaçık bir uyarıcıyım."
(Zâriyât Sûresi, 51/50)
Aleyhissalâtü Vassalâm Efendimiz ise, insanoğlunun bitmek bilmeyen bu koşusunu ve doymaz arzusunu nebevi bir basiretle şöyle beyan etmiştir:
"Âdemoğlunun iki vadi dolusu malı olsa, mutlaka üçüncüsünü de ister. Âdemoğlunun gözünü (ve karnını) topraktan başka bir şey doyurmaz. Allah ise tövbe edenin tövbesini kabul eder."
(Buhârî, Rikâk 10; Müslim, Zekât 116)
Gönül dünyamızın büyük rehberi Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Hazretleri, insanın dünyalık peşindeki manasız telâşını Mesnevî'sinde şu hikmetli benzetmeyle dile getirir:
"İnsanlar gölgenin peşinde koşan çocuklara benzerler. Gölgeyi yakalamak için ne kadar hızlı koşarsan koş, o senden kaçar. Fakat yüzünü güneşe dönersen, gölge senin peşinden gelir. Dünyanın peşinde hırsla koşan da böyledir; yüzünü Hakka dönmedikçe yorulmaktan başka bir şey elde edemez."
Büyük mutasavvıf ve düşünür İmam Gazâlî Hazretleri de insanın bu dünya koşusunu ve yolculuğun hakikatini şöyle hatırlatır:
"Dünya bir köprüdür; üzerinden geçin ama üzerine binalar kurmaya çalışmayın! Bir saatlik ömrü kalmış bir yolcunun, yoldaki konaklama yerini süslemek için koşturması ne kadar abes ise, fani dünya için ahiretini unutup koşan insanın hali de öyle abestir."
Tâbiîn döneminin büyük önderi Hasan-ı Basrî Hazretleri ise zamana ve fani dünyaya karşı koşan insanlara şu tarihi ikazda bulunur:
"Dünyaya gönül bağlayan kimse üç şeyden kurtulamaz: Bitmek bilmeyen bir keder, hiç bitmeyen bir meşguliyet ve asla ulaşamayacağı bir emel. Ey insan, dünyalık peşinde bu kadar koşarken, sana doğru hızla gelen ölümü nasıl unutabiliyorsun?"
"Herkes Bir Yerlere Koşuyor, Bu Koşuş Nereye?" sorusu; kalbimizi uyandıracak, adımlarımızı yavaşlatıp durmamız gereken yeri öğretecek bir tefekkür anahtarıdır. Koşmak gerekiyorsa; hırs için değil, rıza için koşmalıdır. Bir garibin duasını almaya, bir gönül tamir etmeye, helal bir lokma kazanmaya ve Rabbimizin mağfiret kapısına koşmalıdır.
Rabbim bizleri, fani dünyanın çıkmaz sokaklarında heba olanlardan değil; "Allah'a koşun!" ilahi fermanına uyarak ömrünü O'nun rızası yolunda demlendiren müstakım kullarından eylesin.