İçimde artçı depremler oluyor
Bazı depremler şehri yıkmaz, insanın içinden geçer. Dışarıdan bakıldığında her şey yolundadır; oysa insanın içinde hâlâ enkazlar, yarım kalmış vedalar ve dinmeyen sarsıntılar vardır. Bu satırlar, kimseye belli etmeden yıkılanların hikâyesidir.
İnsan bazen yıkıldığını bile anlayamıyor. Çünkü bazı depremler dışarıda değil, insanın içinde oluyor. Duvarlar yerinde duruyor, sokaklar aynı sokaklar, insanlar her zamanki gibi gülüyor. Bir tek sen değişiyorsun. İçinde bir şeyler devriliyor ama kimse enkazın altında kaldığını fark etmiyor.
İçimde artçı depremler oluyor.
Büyük bir sarsıntı yaşadım bir zamanlar. Öyle bir sarsıntı ki, kendimden bile uzaklaştım. Hayata dair ne varsa çatladı içimde. Güvendiğim insanlar, kurduğum hayaller, yarına sakladığım umutlar… Hepsi birer birer üzerime yıkıldı. O günlerden sonra ayağa kalktım sanıyordum. Meğer yalnızca ayakta durmayı öğrenmişim; iyileşmeyi değil.
Şimdi en sıradan anlarda sarsılıyorum. Bir şarkının ortasında, eski bir sokağın köşesinde, hiç beklemediğim bir cümlenin içinde… Bazen birinin gülüşü, bazen bir kapının kapanma sesi alıp götürüyor beni yıllar öncesine. Kimsenin görmediği bir yere düşüyorum içimde. Sonra yüzümü toparlıyor, sesimi düzeltiyor, hiçbir şey olmamış gibi hayatıma devam ediyorum.
İnsan ne garip bir varlık. İçinde koca bir dünya yıkılırken dışarıya tek bir damla gözyaşı göstermeyebiliyor. “İyiyim,” diyor mesela. Oysa iyilikle ilgisi yok bunun. Sadece anlatmaktan yorulmuş, anlaşılmamaktan usanmış, her defasında kendini yeniden açıklamaya gücü kalmamış.
Belki de en büyük yalnızlık, yanında kimsenin olmaması değildir. Yanında insanlar varken bile içindeki enkazı tek başına kaldırmaya çalışmaktır.
Bir de zaman meselesi var. Herkes zamanın her şeyi iyileştirdiğini söylüyor. Bence zaman bazı yaraları iyileştirmiyor; yalnızca üzerlerine sessizliği örtüyor. Sen unuttuğunu sanıyorsun, hayat geçtiğini söylüyor, insanlar artık eskisi gibi olmadığını düşünüyor. Sonra küçücük bir şey oluyor ve anlıyorsun: Bazı acılar geçmiyor, sadece bir sonraki sarsıntıyı bekliyor.
İçimde artçı depremler oluyor. Bazen kendime bile yetişemiyorum. Bir yanım hâlâ geçmişin enkazında kaybettiklerini ararken diğer yanım geleceğe bir ev kurmaya çalışıyor. Hangisine yardım edeceğimi bilmiyorum. Geçmişi kurtarmaya kalksam geleceğim yıkılıyor, geleceğe yürümeye çalışsam arkamdan bir ses beni geri çağırıyor.
Yine de vazgeçmiyorum.
Çünkü insanın içinde ne kadar büyük yıkımlar yaşanırsa yaşansın, bir yerlerde küçücük bir umut kalıyor. Belki bir sabah uyanınca hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Belki bazı isimler artık canımı yakmayacak. Belki bir gün geçmişi hatırladığımda içim sızlamayacak. Bilmiyorum.
Ama şunu biliyorum: Her sarsıntıda biraz daha yorulsam da kendimi yeniden toplamaya çalışıyorum. Çünkü hayat, hiç yıkılmamak değil; yıkıldığın yerden kalkacak bir neden bulabilmekmiş.
Ve bazen insanın en büyük zaferi, kimsenin alkışlamadığı bir sabah, gözlerini açıp kendine sessizce şunu söyleyebilmesidir:
“Dün gece yine içimde bir şeyler yıkıldı. Ama bak, ben hâlâ buradayım.”
Belki de iyileşmek budur.
Depremin hiç yaşanmamış olması değil… Her artçı sarsıntıda kendinden biraz daha uzaklaşmak yerine, kendine biraz daha yaklaşabilmek.
Çünkü bazı enkazların altında kaybettiklerimiz değil, bir türlü vazgeçemediğimiz eski hâlimiz yatıyor.