İçimizdeki Şeytan
htimalleri seviyorum; bazen büyük boşlukları doldururlar, bazen de kendileri büyük bir boşluk olurlar. ama şu bir gerçektir ki insanlar acımasız ve haindirler. üç günlük dünya için üç milyon cana kıyabilecek kadar cani olabilirler.
kanıksamıştık. belki de kanayarak alışmıştık buna; her tekrarın içinde biraz daha az acıyan, ama biraz daha fazla çürüyen bir yerimiz vardı.
aynı ölüm döngüsünü dışarıya sürgün ettiğimizi sandık. güvenliydi. çünkü bize ait değildi. ya da öyle olmasını istedik.
canavarlar… onlar hiçbir zaman sadece orada değildi. ama biz hep orayı işaret ettik.
taş atmaya cesareti olanın golyad’ı öldürebileceğine inandık. belki de inanmak zorundaydık— çünkü taşın elimizde kalması daha korkunçtu.
kahraman olduk. kurtarıcı. cesur. dürüst. ve en çok da… inandırıcı.
şiddetimizle kendimizi koruduğumuzu söyledik. belki de doğruydu. belki de şiddet, bizi hayatta tutan son savunmaydı.
ama aynı şiddet, içimizde sakladığımız şeyin tek kanıtıydı.
golyad düştüğünde, ejderhanın boğazı sustuğunda, sessizlik bize yaklaştı.
işte o an anladık— tehdit hiçbir zaman ölmemişti.
çünkü o… bizdik.
ama belki de değil. belki de insan, gerçekten de dışarıdaki kötülüğe karşı savaşır. belki de bazı canavarlar gerçekten öldürülmelidir.
ve belki de en büyük yalan, her şeyin içimizde olduğuna inanmaktır.
yine de…
kötülere ihtiyaç duyarız. ya da ihtiyaç duyduğumuzu sanırız.
çünkü onlar varken, kendimizi iyi hissederiz.
ve onlar yokken… kendimizle baş başa kalırız.
ama insan, kendine dayanabilir mi gerçekten?
yoksa bütün bu hikâye, sadece o sorudan kaçmanın bir yolu mu?
