İnci Taneleri
gözyaşımız ince ve duyarlı bir deri tabakasına sahip olan gözlerimizi kurumaktan koruyan gerçek bir savunucudurlar. daha dünyaya gözümüzü ilk açtığımız andan itibaren akıtırız bu inci tanelerini.hadi yeni doğan bebeklerin ciğerleri oksijenle buluştuğu için ağlarlar.ve hayatımızın son anına kadar doksan litre gözyaşı akıtırız.peki kocaman insanlar olduğumuzda hala ne diye ağlarız. bizi buna iten sebep nedir? belki bir hiç uğruna,bir sevgi ya da sevgili için,belki sinirlendiğimizde yada sevindiğimizde belki izlediğimiz duygusal bir film yada dinlediğimiz bir şarkıda ağlarız. ağlamak için bir sebebe gerek yoktur.zaman,mekan farketmez. ağlayınca açılırız,içimizdeki sıkıntıları dışarı vurur,arınırız. bazen sitemin bazen de pişmanlığın ifadesidir ağlamak. ağlamak kendilerini güçlü gören ve öyle görünmek isteyenlere göre acizliktir. bu tabire en çok uyanlar erkeklerdir. ağlamayı kadınlara yakıştırılar.onlara göre erkekler ağlamaz. pekala onlarda ağlarlar. belki biz bayanlar gibi zaman,mekan gözetmeksizin ulu orta bir yerde değil ama yalnız kaldıklarında sığındıkları limanlardan biridir ağlamak... ben nerede ağlayan bir insan görsem sevinirim. gaddarlığımdan değil tabiki...hemen özdemir asafın şu sözü gelir aklıma."ağlayan sevinmeli,sevin ağlayabiliyorsan"... bu mısra anlattıklarımın bir özeti aslında. çünkü hangi yaşta ve hangi cinsiyette olursa olsun bir insan oturup göz pınarları kuruyana kadar yada bir kaç damla akıtabiliyorsa inci tanelerini o insanın yüreği taşlaşmamıştır. Duyguları,hisleri hala yaşam sinyalleri veriyor demektir.