İnsan Geride Ne Bırakır
İNSAN GERİDE NE BIRAKIR?
Bir ömür yaşadım. Sevinçlerim, kırgınlıklarım, güvendiğim insanlar ve özlediğim günler oldu. Zaman zaman sustum, zaman zaman anlatmak istedim ama kelimeleri bulamadım. Sonra anladım ki insan, söyleyemediklerini de içinde taşıyor. Bazı duygular yıllar geçse de eksilmiyor; yalnızca kendilerine anlatılacak bir yer arıyor.
Ben o yeri yazmakta buldum.
Kendimi anlatmak için büyük sözlere, hayatımı olduğundan farklı göstermek için süslü cümlelere ihtiyaç duymuyorum. Çünkü insanın gerçek hikâyesinin, başkalarına anlattıklarından çok, içinde sakladıklarında gizli olduğuna inanıyorum.
Yazdıkça hayatın görünmeyen taraflarına daha dikkatli bakmayı öğrendim. Bir köşede sessizce çalışan insanın emeğinde, bir yaşlının gözlerinde, bir çocuğun mahcup gülümsemesinde ve bir hayvana uzatılan şefkatli elde hayatın en kıymetli derslerini gördüm. Bazen bir sokak çocuğunun üşüyen ellerinde, bazen de kimsenin fark etmediği küçük bir iyilikte hayatın gerçek anlamını buldum.
Zaman bana çok şey öğretti. En önemlisi, hiçbir şeyin sonsuza kadar ertelenmemesi gerektiğini anladım. Sevgiyi söylemeyi, teşekkür etmeyi, gönül almayı ve bir insanın kıymetini yanımızdayken bilmeyi…
Çünkü bazı sözler zamanında söylendiğinde mutluluk olur, geciktiğinde ise özleme dönüşür. Ertelenen bir telefon, söylenemeyen bir teşekkür ya da dilimizin ucunda bekleyen bir özür, yıllar sonra içimizde kapanmayan bir yaraya dönüşebilir. Oysa hayat, her zaman bize ikinci bir fırsat sunmaz.
Denizi, martıları, eski sokakları ve köstekli saatleri severim. Belki de bu yüzden geçmişe dönüp bakmayı, zamanın bizden neleri alıp neleri bıraktığını düşünmeyi seviyorum. Bir martının kanadında özgürlüğü, eski bir sokakta çocukluğumun izlerini, durmuş bir saatte ise yarım kalmış bir hikâyeyi bulabiliyorum. Bazen küçücük bir eşya bile yıllardır kapalı sandığımız hatıraların kapısını aralayabiliyor.
Ben de herkes gibi hatalar yaptım, yanıldım, kırıldım ve belki bazı insanları istemeden kırdım. Her yaşanmışlıktan doğru bir ders çıkarabildiğimi söyleyemem. Ancak geriye dönüp baktığımda, yaşadığım her olayın bende bir iz bıraktığını ve beni değiştirdiğini görüyorum.
İnsan, yalnızca başından geçenlerle değil, onlardan geriye kalanlarla da büyüyor. Bazen bir kayıp, bazen bir ayrılık, bazen de hiç beklemediğimiz bir iyilik bize hayatı yeniden öğretiyor. Önemli olan, yaşadıklarımızın bizi nasıl bir insana dönüştürdüğüdür.
Peki, bütün bunların sonunda insan geride ne bırakır?
Malını, mülkünü, makamını ya da unvanlarını mı? Bunların hepsi zamanla el değiştirebilir, unutulabilir veya anlamını yitirebilir. Oysa bir insanın başka bir insanın hayatına dokunuşu, yıllar geçse bile unutulmayabilir.
Bir çocuğun başını okşadığımızda, zor durumda kalan birine yardım ettiğimizde, emeği görünmeyen bir insanın hakkını teslim ettiğimizde ya da yalnız bir yaşlının hâlini hatırını sorduğumuzda belki büyük bir iş yaptığımızı düşünmeyiz. Ancak küçücük bir iyilik bile bir insanın hayatında unutulmaz bir yere sahip olabilir.
Bazen hiç tanımadığımız birinin yazdığı birkaç satır, içimizde yıllardır sessizce duran bir duyguyu uyandırır. Bir cümle bizi geçmişimize götürür, bir hatıra unuttuğumuzu sandığımız birini yeniden aklımıza getirir. İşte o zaman anlarız ki insanın hikâyesi yalnızca kendisine ait değildir. Başkalarının hayatına dokunduğu ölçüde çoğalır ve anlam kazanır.
Ben yazarken kendime bir kahraman yaratmaya çalışmadım. Hataları olmayan, hiç incinmeyen, her zaman doğru kararlar veren bir insanı anlatmak istemedim. Yaşadıklarımı, hissettiklerimi ve yıllar içinde öğrendiklerimi olabildiğince içten bir dille paylaşmaya çalıştım. İstedim ki okuyan herkes satırlarımın arasında kendinden bir parça bulsun. Belki bir hatırasını yeniden hatırlasın, belki uzun zamandır aramadığı birini arasın, belki de bir insanın kıymetini daha iyi anlasın.
Çünkü benim için yazmak, yalnızca kelimeleri yan yana getirmek değildir. Yazmak; yaşadıklarını anlamlandırmak, unutulmaya yüz tutan duyguları korumak ve insanın içinden geçenleri başka yüreklere ulaştırabilmektir.
Ömrüm boyunca öğrendiğim en önemli gerçeklerden biri şudur: Zaman geçer, yüzler değişir, yollar ayrılır ve hatıralar yavaş yavaş uzaklaşır. Fakat sevgiyle söylenen bir söz, içtenlikle yapılan bir iyilik ve gönülden gösterilen bir vefa, insanın ardından yaşamaya devam eder.
Belki bir gün benim de adım unutulacak. Anlattığım olayların ayrıntıları zamanla silinecek. Ancak bir okur yazdığım bir cümlede kendini bulursa, bir hatıram ona geçmişinden bir kapı açarsa ya da bu satırlardan sonra başka bir insanın hayatına iyilikle dokunursa bırakmak istediğim izlerden biri yaşamaya devam edecek.
İşte bu yüzden yazıyorum.
Geçmişimi anlatmak ve yaşadıklarımdan süzülenleri paylaşmak için… İnsanlara, zamana ve hayata dair içimde birikenleri kelimelere dönüştürmek için…
Çünkü insan geride yalnızca yaşadıklarını bırakmaz. Söylediği güzel sözleri, gösterdiği vefayı, paylaştığı sevgiyi ve başka insanların yüreğinde bıraktığı izleri de bırakır.
Belki de bir ömrün gerçek değeri, ne kadar yaşandığında değil, yaşanırken kaç yüreğe dokunabildiğinde saklıdır.