Kainatın Dili Ne Güzel
Güzeli ve güzelliği görebilmek ne güzel.
Şu koskoca dünyaya küçücük gözümüzle, küçücük penceremizden, sanki bir iğnenin deliğinden baksak yine de çok güzellik çok acayip gibi gelen fakat muntazam olan bir hayat insanın yapamayacağı hatta düşünemeyeceği olaylar görürüz.
Yer altında ve yer üstünde havada, göllerde, denizlerde yani su altında sayısı belli olmayan, birbirine benzeyen fakat aynısı olmayan, hepsinin rengi , tadı, kokusu, şekli şemali, duruşu, okunuşu, güzelliği, parmak izleri dahi ayrı olan bunca mahlukat Allah'ını biliyor zikrediyor ve bizi ona götürüyor. Onlar bu durumu Allahuekber diyerek bizi de bu güzelliği tatmaya yani Allahuekber demeye çağırıyor. Bu olaylar tabi ki kendiliğinden gelişen olaylar değildir. Önemli olan bu olaylara ibret gözüyle bakıp tefekkür etmek.
İnsandan, hayvandan, ottan,, ağaçtan her canlı çekirdek, tohum, doğma, büyüme ve ölüm yolundan geçip, yerini kendisinden sonra gelecek olan yeni nesline bırakıyor. Bu hayattan insan hariç diğer canlılar sorumlu olmadığı için yaşadığı hayatı batırmadan, bitirmeden, kimsenin hakkına tecavüz etmeden onlar görevini yapabilmenin Hakk'ı zikredebilmenin hayatını yaşıyorlar.
Ya insan? İnsan akıl baliğ olduktan sonraki hayatı nerede, ne yaptığını, ömrünü nasıl geçirdiğini, Hakk'ın emrine uyup uymadığını, malı mülkü varsa nasıl harcadığını en ince noktalarına kadar hesabını verecek. Boynuzlu koyundan boynuzsuz koyunun hakkının alınacağı, kimsenin kimseyi tanımayacağı, insanların birbirinden kaçacağı, tutunabilecek sağlam bir dalın arandığı o kıyamet gününde mizan terazisi önüne gelecek. Bir tarafta cennet, bir tarafta yakacağı insanlar ve taşlar olan cehennem. Yani insanın sermayesi bu dünya. Bu dünyanın, bu görünür ve görünmez 18 bin alemin sahibini bilmek, sesine kulak vermek, emrini yerine getirmeye çalışmak, yasakladığından kaçınmak, sevdiklerini sevmek vs... Yani O'nun yoluna gitmek insana ait. Diğer canlılardan farkımız ise Allah'ın bize vermiş olduğu akıl nimeti.
İnsan aklı sayesinde iyiyi, kötüyü güzeli, çirkini doğruyu yanlışı ayırt edebiliyor. Gözleri görüyor fakat Hakk'ı görmüyorsa, kulağı duyuyor o da yaratanın emrini duymuyorsa o gözler kör o kulaklar sağırdır. Yani şu hayata küçücük penceremizden bakıp gerçekleri göremiyorsak dağların, taşların, ağaçların, kuşların bunca canlı ve cansız varlıkların dünyaya rasgele geldiğini düşünüyorsak, o mahlukların görevini yaptığını göremiyorsak, verilen bunca mesajları alamıyorsak aklımızın kıt, gözümüzün kör, kulağımızın sağır olduğunu düşünebiliriz. Rabbim böyle insanları Araf Suresi 179. Ayette hayvana benzetmiş. İşte bizde hayvana benzememek için aklımızı kullanalım, hiçbir şeyin boş olmadığını, her yaratılanın bir görevi olduğunu düşünüp o yaratıklar içinde insan hariç her yaratığın görevini yaptığını bilip tabiata ibret gözüyle bakalım. Bir saat tefekkürün bin yıllık nafile ibadetten üstün olduğunu anlayalım.
İnsan harç her canlı görevini yapıyor. Nedir bu görev, insan niye hariç? İnsan haricindeki yaratıkların görevi: Allah'ı zikir ve insanlığa hizmet etmektir. Onlar görevini yapıyor, bu hayatlarından sorumlu değil. Ya insan: insan da bilerek veya bilmeyerek Allah'ı zikrediyor ve insanlık için bir şeyler yapıyor. Fakat önemli olan bunları bilinçli olarak ve Allah için yapmak. Aklını, fikrini, sağlığını, nefesini yani malını ve canını Allah için, Allah yolunda kullanmak en güzeli, Allah için yapmak ve yaptıklarını görmemek.
Biz de bakalım ki şu tabiata her canlının bir görevi vardır deyip güzellikleri görmek için gözümüzü açalım. Yaratılanı hoş görelim, Yaratandan ötürü deyip her güzellik Allah'tan ve bu güzellikler bizi Allah'a götürür bilelim. Arayan bulur misali Yunus gibi araya araya bulalım izini.
Allah'ın katında kötülük, çirkinlik diye bir şey yok. Ondan gelen her şey güzeldir deyip şükretmek, sabretmek ve hizmet etmek ne güzel. Bilmeliyiz ki kötülük, çirkinlik bizim nefsimizden ve lanetlenmiş olan şeytandandır. Kötülüğe, şerre gitmeden, iyiliğe, iyilerle beraber olup o güzele koşalım. Güzeli ve güzellikleri görebilmek ne güzel…