Kalibrasyon: 36.5

Eksikliğimi gördüğümde tamamlanmaya çalıştığım her donanım, yazılımsal hatalar veriyordu. Tortu, cevher ve çıplaklıkla kadim gerçekliğin zihnimden parmaklarıma taştığı otuz altı buçuk yaşım; hayatımın otuz altı buçuk derece ateşini gösteriyor gibiydi.

​İçbükey, dışbükey, anlaşılmaz ve soyuttum o sahte yaşamlarda.

​Mutlak sıfır, milimetrik zafer... Toz zerresinden sınır hattına çizilen saniye ibresi; sonsuz bir şimdiki zamanda sarkaçlarına harflerle sulanıp tabaklarda kesilen. Kesik. Boğuk. Büklüm. Pervaz.

​Kaç farkındalıkta kendimi sarıp uçurumdan attığımı bilemezsiniz; ama ben her seferinde kendimden kendimi böyle doğurdum. Işık. Işıklar. Kendinde güzel. Rezonans bir çare. Otuz altı buçuk. Sersemletici. Olağan ve dize gelen, dizimden kalçama dek kendimi dövdüğüm sevaplarım kadar.

​Tek bir soru. Tek bir sınır. Tek bir siliniş ve pişmanlık. Haznesi kubleden geniş bir perspektifte; Mısır’a hükümran, kalemime şah olan...

​Otuz altı buçuk, dar bir koridor. İçinizi görüp ferah köşesine ben sığdım. Burası benim. Bana ait. Benim yaşım, benim farkındalığım. Ne eksik ne fazla; bir kuş tüyü, tonunda bir kurşun. Bir çocukta heyecan. Anlamını benden sorsunlar. Zaten anlamaları güçbela; füzeleri şok, şık bir beni öldürmez. Bir beni kalemimle yaşatır.

​Anlayacaklar.

27 Ocak 2026 1-2 dakika 484 denemesi var.
Yorumlar