Kamelya Gülüşleri

Kamelya Gülüşleri

    Rüzgâr hafifçe sallıyordu kamelyaya asılı minik çanları. Bulutlar şekilden şekile giriyordu âdeta güneş ortaya çıkmasın diye. Bazen bir büyük kuş oluyordu bulutlar kızgın ve öfkeli, avını bekliyordu sinsice. Bazen de bir piramiti andırıyordu  üst üste yığılmış anılarımız gibi. İçinde mumyalar saklı yüreğimiz gibi tıpkı. Bir buluta her şeyi sığdırmış olmanın pamuksu hafifliğiyle göğe uzatıyordum bakışlarımı her gün. Kamelya gülüşleri eşlik ediyordu, yüreğimdeki taziye evine. Acı ile aynı anda kardeş sevinçlerimi aynı sunakta yıkayıp paklıyordum ruhsal adak niyetine. Göğün sahibine sunacak acı tatlı bütün anılarım için şükür yazıyordum göğün tepsisine, şükür...

   Ruhumu dünyadan geçiriyordum ya, iğne iplik sökülüp dikilmekti her gün yaptığım. Ruhuma renkli kumaşlardan yama dikecek kadar renkli yaşıyordum acılarımı ve sevinçlerimi. Ağaçlara çaput bağlamaktan öteydi yüreğimdeki hurafeler savaşı. Bir sarmaşık gibi bağlanıyordum içimdeki köklerime. Bir sarmaşık gibi seviyordum sevince. Kendimi örüyordum gizlice ve kozamdan çıkardığım bütün tırtıl hallerimi ölesiye seviyordum...Varsın kelebek sevinçlerimin ömrü kısa olsun diyordum, ruhumu göğe uzatıp. Ağacın dallarına asmak için isimler arıyordum kendime. Askıda yaşamlar ve köklü alışkanlıklar arasında büyük bir kararsızlıktı ruhuma biçtiğim pay. Kalışlar ve gidişler arasında uzayıp gidiyordu ruhsal gelgitler. Benim de sevinçlerim oldu ya ruhumun göçebe halleri üstüne benim de ellerimde derin çizgiler, alnımı düğümlere bulayan yaşanmışlıklarım oldu ya...Şükür, hepsine şükür...

   Kırk basamaklı piramit öykümün ruhumu en çok neşelendirdiği basamaklarında 'paylaşmak' olduğunu hatırlıyorum bir an. İnsanları olduğu gibi sevmek, sohbet etmek ve bilgi alışverişleri. Bir altın otu çiçeği gibi parıl parıl gülüşlerimi kamelyamda bırakıp göçmeden önce ruhların diyarına, bedenime küpe niyetine takıyordum ötekileştirmeden sevmeyi, sevmemiz gerektiğini...Milyarlarca altın otu çiçeği arasında ruhumun altın gülüşleri olduğu için seviniyordum. Oyy yüreğim ve yüreğime eşlik eden hayat şarkım! Kurtlar kendi sofrasında kaşık savaşı yapsınlar bırak! Sen aşk sofrasında yerken, yedirmeye bak!

   Yüreğimizi uyuşturan ne varsa, ne varsa ruhlarımızı ezikleştiren, düğüm düğüm yutkunduğumuz, elimizde can veren mazimiz ve nadasa bırakılmış toprak sevinciyle bizi bekleyen istikbal! Ruhumuzu çürüten bozguna uğramışlıklarımız ve zamanın ağırlığı karşısındaki bıkkınlığımız! Siyasi çalkantılar ve dünyayı kasıp kavuran büyük salgın. Eşiğinde beklerken yeni acıların ve sevinçlerin, yaşanmış hezimetlerini ekmek parçaları gibi bölüp bölüp kuşlara veren ellerimiz. Dağıttıkça hüzünlerimizi azalacakmış gibi bekleyişimiz. Bir tükenmez kalem edasıyla harfleri toplayıp, dünyaya dağıtışımız. Harfleri bile sahiplenen zihnimiz. Düğüm düğüm her şey birbirine karıştığında çözmek için yeni diller arayan kalbimiz...Hepsi bir şule olup kavururken ruhumuzu kuyularda kervan bekleyişimiz. Adlarımız farklı olsa da hepsi bizden birer parça yaşanmışlıklarımız...

   Oturduğumuz kamelyanın rüzgârda havalanan bir balon gibi bizi az sonra bulutlara uçuracağını bilerek yaşamak. Hüzünlerini çuvala doldurup gömme dolaplara tıka basa itelerken bile zar zor kapanan kapıya yaslanıp etrafına kamelya gülücükleri fırlatmak. Sahi bunu gerçekten yapabilmek. Çünkü bunu becerebilenler sadece, hayatı bütün renkleriyle kucaklayabilenlerdir kanımca...Günlerdir yuvasında yumurtalarını bekleyen saksağan anne! İşte yavruların yuvanda. Tam bir saksağan ailesi oldunuz işte siz de. Saksağanca keyifler size...Yaşamak bir bütün, yaşamak sırf hüzün. Yaşamak büsbütün keyif. Bir saksağanın yuvasında onunla beklemek. Yaşamak kendi ruhunda sevince ermek. Sahi neyi kaldı anlatmadığımız. Yaşamak başka neydi?

   Dünya, eviniz. Ve avuç avuç gülümsemek elinizde. Keyif sizin, kamelya da...Dünyanızdan insanlık taşsın...Keyifle kalın...

06 Temmuz 2021 3-4 dakika 185 denemesi var.
Beğenenler (3)
Yorumlar