Kara Toprak İhramdır Sana // Ey Şehit!
Ne zaman kalem dans etmeye başlar yitik parmaklar içinde, kaçar gider dimağdan nadide sözler, kültür deryasına ince ince. Bir tek vatan müstesna bu konuda kalbin ve zihin ortak hareket eder duygular yardım eder, Çanakkale'yi düşününce...
Mustafa'yı anlayıp da Kemal'e eren nice gövde, dik durdu Darwin çemberinde yongalanan köpeklere. Conk Bayırı'nın boynu kim bilir kaç düşman leşine toplu mezardı, vatanımın güvertesi Çanakkale. Vehim mi sindi puslu gemilere bilinmez lakin korkudan zerre yok Tokat On Beşlilerinde, aynı coğrafyada raks eder kartallar, Anafartalar'ın kırmızı cildinde. Bir sırat boşluğunda ruhlar, zebanin kollarında umutlar. Her göğsün ücra hücresini donatmış sır. Cesaretinin gölgesine basamaz başka er asır asır.
Gözlerini kapamasına gerek yoktu belki: suyu uyutur bakışları belli ki; Nusret'in toynaklarında törpülenen ey düşman! Bu Türk, bu Müslüman, kime savaştığının farkında mısın? Uyan, uyan! Namussuzluğa gebe şeytan atakları varmadan ülkeme kurudu, denizden fışkıran esirleri dahi yüce milletim korudu, aciz değil karşı taraf gibi istese vururdu? Şüphe yok! Ey Çanakkale sen kadar zaferlere dünya tok!
Ve biz...
Sanki en kötü günlermiş gibi yaşadığımız yorgun ve hissiz zaman? Cesaretten mahrum yetişmişiz nesil olarak. Duruşumuz kuvvetsiz, gözler itaatsiz. Ve sonuç: yaş iken çürümüş meyveler gibiyiz. Çanakkale diyoruz , evet , bir medeniyet dönümü, biliyoruz. Çanakkale'yi seviyoruz.
Nerede sevmek? ?Sevmek eylem? değil miydi rehber koridorda usulca gönüllerimize işlenen endamlı söz? Reenkarnasyon izdüşümünde sonbahar yaprakları gibi bir doğup bir göçüyoruz maziden bihaber! Bak gökyüzüne karga olmuş gençliğimize rehber!
Ve şehitler, konu hassas, ne yazsan boş ne yazsan iktibas şu an yazdıklarım bile sıkıcı..
Anlatmak bana düşmez, ben özür dilerim anca, ve bakarsın gün gelir uzanır bedenim vatan uğrunda...
Boylu boyunca...