M. D 7

Cam kırıkları...

Beynime batan cam kırıkları gibi bu şey.

Bedenimi ele geçiren bu adam uyuyunca bilincim açıldı galiba, gerçi bir morfin etkiside yok değil, zaten buna da alışığım.

Hatıralarımın en diplerinde hissettiğim bu adam zamanında beni çıldırtmıştı acaba sıra bende mi?

Hatırlarmısınız çocukken izlediğiniz çizgi filmler sizi nasıl da mutlu ederdi? İşte bu piç yüzünden ben çok erkenden bıraktım izlemeyi her bölümde beynime kusan bir adamla çocukluğumu yaşadım. aslında düşününce bin yaşında bir ölümsüzün 6 yaşında bir çocuğun içinde ne işi var ama işte bu tanrının işi e zaten bu yüzden ben hep şeytanın tarafını tutmuşumdur.

Bu diyarlarda beni tanıyan kimse yok bu adam hariç benim burda olduğumu düşünen kimse yok, ah hayallerim bir bir gerçek oluyor biraz mutlu olayım o zaman. Ama benim tecrübelerime göre birşeyden oldukça eminim ki bana ihtiyaçları olmasaydı burada olmazdım, eğer sizde sokak kanunlarının geçerli olduğu bir hayat yaşasaydınız bunu size söylememe gerek olmazdı. mesela 18 yaşında bir gençken bir çıkmaz sokakta tanıştığım katille ilk pazarlığımı hayatım üzerinden yapan ben ona sadece sadakatimi sundum. Bazen işler düşündüğünüz gibi ilerler bir hayal edin 30 yaşında bir cinayete tanık olsanız ve bunu yaparken yakalansanız öldürülür müsünüz? Ben size cevabını vereyim o zaman - evet

Ama iş 18 yaşındaki bir gencin sadakati olunca daha inandırıcı oluyor, hayatı boyunca hiç baba olma olasılığı olmayan katil ruhlu süper kahramanlar karşılarında eğitilecek bir oğul bulduklarında ilk iş pelerinini giymek oluyor bu aslan güney için bile geçerli.

Kafamdaki silahın üzerinden yansıyan sokak lambasının ışığı onun gözlerine yansıyordu, buradan bakınca bile bu adamın ne kadar idealist bir adam olduğunu tek seferde anlıyorsunuz,

Bazen hayatınız için yalvarırsanız ölürsünüz

Bazen susarsanız ölürsünüz.

Bazen ise ağzınızı açtığınız anda beyninizin parçalarını son anı fotoğrafı olarak belleğinize kaydedersiniz.

Ama gülerseniz...

Namlunun ucundaki ben değilmişçesine iki elimi havaya kaldırıp en fiyakalı gülüşümü attım adama anı durdurmak için soğuk gözlerine diktim gözlerimi, silahı biraz geriye çekip bana cesaretimi göstermem için alan tanıdı kibar bir jestle, bembeyaz gömleğine kan bulaşmasın istemişte olabilir ama sonuçta ben ayağa kalktıkça silahını indirdi en son 18 yaşındaki haline bakan bir adamla 40 yaşındaki haline bakan bir çocuk karşı karşıya geldi bana baktığındaki heyecanını o an hissetmiştim çünkü benim gözlerimde sadece hayranlık vardı yaptığı işe de saygım vardı ilk kontratını atan bir ajan gibiydim ağzımdan tek bir cümle çıktı

-ben temizlerim

Bu o kadar güven vermeyen o kadar tereddüt içeren bir cümleydi ki bu tarz bir cümleyi duyan bir baba çocuğunu çocuk havuzunda bile yalnız bırakmazdı.

- temizlenmesi gerekmiyor.

-ha! Diye şaşkınlığımı tükürdüm bir anda

- o adamın ölmesi yeterli değil, o adamın bu çıkmaz sokakta o çöp konteynerının sağında yüzüstü yatık bir şekilde ölmesi gerekiyordu.

Dediklerini bir stajyer gibi kulak kesilip dinlerken yüzüm zavallı ölüye dikildi harbidende tam dediği gibiydi ama adam bunu söylerken hiç arkasına bakmamıştı irkildim! Zaten profesyonelce yapılan herşey biraz midemi bulandırıyor.

- Leo ismim Leo

- evine git ve yaşamak istiyorsan bu gördüklerini unut ki unutsan bile çok yaşayacağının sözünü veremem çocuk! Hadi git!

- gidecek bir yerim olsaydı burada olmazdım bayım.

Silahını tekrar bana doğrulttu ve tek çıkışı olan yolu gösterdi. Bu sakin adamın sözünden çıkmak istemedim ama ruhumda onunla zaman geçirmek için fırtınalar kopuyordu. Bir kaç adım attıktan sonra adımlarımı yavaşlattım, yavaşlattım, yavaşlattım o kadar yavaş hareket ediyordum ki saçma sapan bir robot dansı gibi duruyordu hareketlerim, e sonuçta bu sokağın tek bir çıkısı vardı ve siren sesleri yaklaşıyordu adam silahını beline soktu ve sigarasını ağzına koyup tek eli cebinde normal adımlarla yanımdan geçti ve bende peşine takıldım zaten 100 metre sonrasında yanyana yürüyen iki arkadaş gibiydik.

Aslan güney uzun boylu esmer sert ifadeli bir adamdı ben ise neşeli bir şirin gibi yeni idolümün paltosuna değmeye çalışıyordum, sokaktan çıkınca adımlarımız hızlandı önce caddenin diğer tarafına sonrada bir apartmana girip arka kapısından diğer caddeye çıktık siren sesleri azalıp sustuğunda biz çoktan kalabalık caddeye entegre olmuştuk

-açmışın çocuk, diye mırıldandı adam bu mırıldanma benim 3 sene önce bir kıza açılmak için ilk cümlemi kurmamdaki ifadeyi barındırıyordu,

-evet bayım, diyerek ona yeterli cesareti verdim ve onun omuzlarındaki koca yükü aldım bir anda kasılan mimiklerden kurtulup samimi bir tavrı benimsedi

-hamburger mi pizza mı?

- pizza olur.

- aslan, aslan güney. İsmim. Eğer kalacak yerin yoksa benimle kalabilirsin. Sana zarar vermem sadece benim de senin gibi bir arkadaşa ihtiyacım var bilirsin, yani bilmelisin ki kafasına silah dayadığın arkadaşın en yakın arkadaşındır.

- biliyorum

- pizza o zaman

- olur.

Bu kısa konuşma beni hem çok şaşırtmıştı hemde çok heyecanlandırmıştı bir kaç yıldır sokak hayatını yaşıyordum ve çok hızlı bir şekilde rütbe atlıyordum inanılmaz bir anlaşmayla adamım aslan güneye bağlılık yemini etmiştim. Bir kaç Blok geriye gidip pizzalarımızı aldık ama orada yemedik eve geçeceğimizi söyledi ve bende onu takip ettim. Mekruh bir apartmanın 4. Katına eski bir asansör ile çıktık kahverengi ve siyah olan iki kapıdan siyah olanı anahtarıyla açıp beni içeriye buyur etti tam içeri girerken ayakkabılarımı çıkarmam için uyardı ve önüme eski bir çif terlik koydu kendisi önden geçip kola ve bardakları aldı geldiğinde ben hala ayakta dikiliyordum.

- ayakta mı yiyeceksin,

- ha!

- ayaktamı yiyeceksin yoksa bir sandalye ve masayı tercih eder misiniz Leo bey,

Bu kinayeli tavır hoşuma gitmişti

- masaya geçelim o zaman aslan bey.

Masaya kurulmamız 1 dakika filan sürdü yemeye başlamak için önderimden bir işaret fişeği bekliyordum çok acıkmıştım ve kendim olmaya çalışıyordum

- sen başlayabilirsin ben biraz yavaş yerim dedi aslan bey

Biraz daha samimi olabilmek için yemek yerken aynı anda konuşmaya başladım sanki dilimin bağını çözmeye çalışıyordum.

- neden orada oturup yemedik ki boylece pizzalar soğumazdı.

Aslan bey bu soruya biraz sinirlendi hatta bir bakışı lokmanın boğazımda düğünlebmesine sebep oldu ama bu tavrı uzatmadı onun yerine önce belinden sonra ceketinin cebinden birer silah çıkardı ve masaya koydu ardından bir bıçağı ve muştayı ceplerinden masaya döktü

- cafeler ve restorantlar insanların birbirini izlemesi için cam vittinler sunan yerlerdir bense tanınmak istemeyen bir şöhretim, bak çocuk bu dünyada beni bilen çok kişi vardır mafya babaları, patronlar, uyuşturucu baronları, şarkıcılar belki polisler bile beni bilirler işleri düşünce beni bulamazlar çünkü tanımazlar ama ben onları hemen bulurum çünkü neden?

- neden? Ağzım dolu halde en fazla bunu diyebilirdim

- çünkü ben dışarıda yemek yemem çocuk.

Yemek muhabbeti bununla sınırlı kalsada yeni arkadaşımın gözü hep benim üzerimdeydi, hareketlerimi analiz edip beni bir kefeye koymak için gözlemlerini sürdürüyordu. Saat henüz akşam 11 iken galiba fazla yemeninde verdiği ağırlıkla gözlerim kapanmaya başlamış aslan beye ayak uydurma konusunda sıkıntılarım oluşmuştu bunu farkeden aslan güney bana ilk gün için bir misafirperverlik yapıp salondaki koltuğa ince bir örtü ve bir yastık getirdi.

- bugunlük bununla idare edeceksin, eğer bir sıkıntı olursa ben kendi odamda olacağım, diye bir not düştü geceye.

Bir reflex olarak onun ardından bir kaç adım atıp odasına göz kırpıp merakımı giderdim, en fazla bir yatak ve bir kitaplığın sığacağı odaya bir yatak ve bir kitaplık sığdırmıştı, kitaplığı taşarcasına kitapla dolduran bu adam beni bozmak istemediği için kapıyı kapatmadan odasına geçip bana iyi geceler dedi ve bende kendi yatağımın yolunu tuttum.

Güneşin olduğu her an hareket vardır ama güneşin olmadığı anda hareket varsa tehlike de vardır hatta bir kitapta okuduğum şu cümlede hoşuma gitmişti : gece yarısından sonra yapılan herşey müstecendir.

Evet gece yarısını çoktan geçmişti beynimde müstehcen bir tehlike sinyali sürekli çalıyordu gözümü açtığımda siyah kapının parçaları girişe henüz yayılmıştı ben ise gecenin notunu uygulamak için aslan beyin odasına fırladım ancak kırmızı ışıklar içindeki oda bomboştu sadece bir siyah defter yerdeydi, aklımdaki soru işaretleri ünleme dönüşmeye başlamıştı ki 2 özel tim ninjası beni tek hamlede bir çantaya dönüştürüp koltuk altlarına sıkıştırıp gözlerimi bağladılar.

İçimden sayıyorum bin bir, bin iki, bin üç, bin dööört, bin beeşş...... Biin kıırk ikiii. Evet araca yerleştirilmem kırk iki saniye sürmüştü, bu gayet ideal bir süre 4. Kattan bir insan 2 kişiyle ancak bu kadar hızlı indirilirdi. Tebrik ederim.

Araç 7 defa sol 6 defa sağ yaptı yada 6 defa sol bir defa ışıkta durdu sonra tekrar sol yaptı...

* Bir dakika polis aracı ışıkta dururmu?

 *Neden durmasın demek ki acil bir durum yok.

*acil bir durum yok ise neden beni 42 saniyede indirdiler?

* belkide sadece el alışkanlığı yada komşular gürültüden şikayetçi olmasınlar diye

* ben ikna oldum, tamam

*aslan güney nerede?

* Bırak bunu onlar sorsun

Kendimle konuşurken pekte sonuca ulaşamayan biriyim ancak beynimdeki şu odak sorunu şuan devrede değil her nefesi bile hissediyorum hatta çok güzel bir kadın parfümü bile dikkatimi bozamıyor.

Sonuc olarak bir hücrede gözümü açıyorum, göz bandımı söken yarma ellerimin bağını sökmüyor arkasını dönüp dökme demir kapıyı çarpıyor ve çıkıyor. Ayağımda bir çift terlik ellerim bağlı bir şekilde hücrede keyif çatarken aklıma tek bir soru takılıyor, aslan güney nerde? Belli ki aslan bey beni yem olarak kullanmıştı ve kendi izini silip yok olmuştu. Herkesin aklına ilk bu gelir ama ben biraz farklı düşünüyorum aslan bey bana boşuna odasının içini göstermedi ve ve insanlar uyurken birşey olur sa ben burada olacağım gibi bir yalanı baskılamaz sadece iyi geceler der ve uyur, kısacası Leo nun ilk sınavı buydu.

Hücremde beklemeye koyuldum üstünden bir gün geçti belliki talimatlar hep yuvarlak hesap verilmişti. Ertesi günün sabahında aynı yarma önce gözümü bağladı sonra paket yapıp servise çıktı. Bir kaç dakika içinde başka klimalı bir odada sorgu için sandalyeye  oturtulmuştum. 

- söyle bakalım genç adam aslan güney nerede? Diye bir düdük çaldı yarma. 

- neden onu çok mu özledin? 

- bak çocuk eğer bana yardımcı olmazsan seni hücrende hergün döver yaralarının çürüyüşünü zevkle izlerim. 

- ellerimi bağladıktan sonra evet bu mümkün. 

- zırvalamayı kes! Bana aslan güneyin nerde olduğunu söyle 

- bilmem, en son gördüğümde starbuckta annenle kahve yudumlayıp senin geleceğinden konuşuyorlardı. 

- daireye beraber girmişsiniz! Şimdi bilmiyorum diyorsun. 

- gördüğün gibi beraber çıkmadık. 

Yarma sinirlenip kendi sandalyesini duvara vurdu sonra gelip benim göğsüme kusursuz bir tekme atıp beni ve sandalyemi aynı köşeye sıkıştırmaya başardı. Ve ben yerdeyken bana doğru eğilip ;

- yetişkin bir insanda kaç kemik bulunur, bilir misin? 

- ne kadar lazımsa. 

Bunu dediğim anda kendimi sabitlediğim koluma öyle bir tekme attı ki kolumu çevirmeseydim 2 parçaya kırılması işten bile değildi. O zamana kadar hiç suratına bakmadığım yarmanın o an fotoğrafını çekip kara defterime sabıka kaydı düşmek için yüzüne baktım, aslında bu yarma gayet güzel yüzlü hatta çoğu filmde başrol oynayacak kadar yakışıklıydı. Ve devam etti yarma ;

- senin kemik sayını değiştiririm çocuk, çıldırtma beni! 

Artık o kadar emin olduğum sınavdan hayatta çıkmanın bile bir başarı olabileceğini düşünmeye başladım. Ortalarda henüz kan olmamasına rağmen burnumu sızlatan bir kan kokusu vardı ortamda, psikolojik olarak kanıyordum. 

Adam benim tepemde bir iki volta attıktan sonra masayı yumrukladı, sandalyeyi tekmeledi, kapıyı dövdü ve çıktı gitti odadan, belki yarım saat sonra aynı yarma kapıyı açtı ama içeri girmedi kapıdan şeffaf tenli bir kadın girdi üstünde yarım bir polis imajı ve tabanca askısı, teni o kadar şeffaftıyki damarlarında akan kanı görüyordum, pembe bir koku damarlarında dolaşıyordu ve bütün odayı sardı koku tam yarmadan kapıyı kapatmasını rica edecektim ki zaten gerekeni yaptı. Yaklaşık on beş dakika hiç sesini çıkarmadan bacak bacak üstüne atıp silahıyla oynadı, dayanamadım utangaçlığımı üstümden atıp yeni flörtümle muhabbete girmiştim. 

- e burda soruları sen sormuyor musun? 

- dinlemediklerinden emin olmak istiyorum. diye bir yalan salladı buğulu sesiyle 

- istersen numaranı ver mesajlaşalım. Hem istediğin zaman bana ulaşıp istediğin soruyu sorarsın. 

- ben zaten sana istediğim zaman ulaşabilirim ve istediğim soruyu sorarım sonuçta elimin altında bir hücrede kalacaksın bundan sonra tabii konuşmazsan. 

- bana uyar, zaten sıkılmaya başladım sor. 

- bak seni buradan çıkarabilirim sadece aslan güneyin nerde olduğunu söyle. 

- bak ben de seni buradan çıkarabilirim hem belli ki  mesai saatlerinin dışında çokta birşey yapmıyorsun 

Gayet sakin bir şekilde devam etti. 

- aslan güney nerede? 

- bunu sana söylemezsem beni tokatlar mısın? 

- tokat çok tarzım değil çocuk ben yeterince dövüş eğitimi almış biriyim senin nefes alma reflexini tamamen manuele çevirebilirim mesela ama bunu yapmayacağım sen aslan güneyin yerini söyleyeceksin bende senin istediğin özgürlüğü vereceğim sana. 

- peki özgürlük değilde başka birşey istesem? 

İddalı tavrını takınıp cevap verdi. 

- olur ama unutma çocuk seçimlerinin bazı sonuçları olur mesela son seçimin olması gibi. 

- peki kabul, sor  hadi? 

- peki, aslan güney nerede? 

Elimle tam arkasındaki camı işaret ederek 

- orada, hep oradaydı zaten. 

Şaşkınlığını gizlemek için saçıyla oynadı ama daha fazla duramadı ve arkasını dönüp çıktı bense izledim. Bir kaç saniye sonra aslan güney girdi içeri ve 

- sadakatini ölçemedik belki ama zekana hayran kaldık bizim işimize yarayacaksın çocuk. 

-Leo ismim Leo 

18 Temmuz 2021 14-15 dakika 8 denemesi var.
Beğenenler (6)
Yorumlar (2)
  • 13 gün önce

    Kutlarım Samet Bey, kaleminize sağlık.

  • 13 gün önce

    Güzel yazıyor kaleminiz Samet bey kutlarım