Mektuba Mektup
Ne de çok özledik seni ey mektup. Aramızdaki uçurum ne de çok büyüdü. Zaman seni unutturdu vefasızcasına. Oysa senin mısraların değil miydi sevgileri zamanın satırlarına işleyen. Uzakları birleştiren,kalpleri bağlayan, yüreklere su serpen sen değil miydin? Zamanın da suçu yok ya, asıl suç teknolojinin keskin bıçağını, insanlığın kendi bileklerine sürmesiydi. Seni satır satır anlatmak, seni senden dinlemek isterim. Dile gelsen de söylesen...Kimi zaman ağlatsan, bir askerin anasına yazdığı mektupla. Kimi zaman hasretleri bitirsen, gurbetteki evladın babasına işlediği satırlarla. Kimi zamanda güldürsen dostun dosta olan vefasının mısralarıyla. Şimdilerde adın unutulmuş.İçinde sakladığın duygular diri diri toprağın altında koyulmuş. İnsanlar senin verdiğin o hazdan soyulmuş. Dimağlar, senin gidişinle his kıtlığında,duygu yokluğunda bir bir yok olmuş. Telefon,internet senin tahtını param parça etti. Mesajlar seni taklide çalışan basit simgeler gibi. Artık her şey çok hızlı,kolay ve basit. Sen ise ey mektup yavaşsın hemde çok yavaş. Hızlı yaşamaya alışan bu nesil seni istemiyor. Ama bilmezler ki seni. Kimi zaman babacan,kimi zaman şefkatli bir anne,bazen hasret dolu bir evlat, bazen de aşkını iffetiyle yücelten bir aşıksın. Her şeye rağmen seni unutmayanlar var. Üç beş satır olsun yazıp yollayan. Teknolojinin işgalci kuvvetlerine karşı direnen,yüreklerindeki samimiyeti hala kağıtlarda yaşatan eski kafalı (!) dostların var. Temennim odur ki beyaz kağıtlara duygular nakşedilsin ve kanatlanıp, sevilen gönüllere konsun...