mektup
AE
SEVDİĞİM;
Gelişinden gidişine bir anlatıdır bu... Ne olması dileğimdi... şimdi içimde boş küreklere sahip bir fırtına,deniz suyunu çekti içimden ve nasır tuttu umuda uçan martı kanatları,adına boyadığım gökkuşağında alabora olmaya bir arpa boyu kaldı, sahilinde umudun senli şehri beni beklerken... Olmak için içinde ne verilmezdi ki sevgisizliğinin üstüne? Verecek neyim kaldıysa önceden verdiklerimden bana, bir anı, ki bileklerinde unut beni yazan, bir gülüş senden; her gece uyutmayan bir öpüş, beyaz gören bir kör gibi geceye savaş açan; özleminle mumun son suskunluğu kadar parlayabilen bir umut, geleceğin sabaha aşık!!! Bir de bitmeyen hatalarıma kefalet bir damla göz yaşı ki pişmanlığıyla çöle düşse gül açtıracak kadar ferah...
Gelişinle; bir çocuk çığlık attı küskün kaldığı senden önceki sensiz seneleri sürükleyen saatlerle barışıp, yeni öğrenmişti sessin sessizlikten daha heyecanlı olduğunu, çektiği vakit ufacık parmaklarını, kalbimin atışını duymamak için, tıkadığı sevinçlerinden... Öğrenmeye devam etti bıktırıcı sorularıyla, artık bir işe yaradığını keşfettiği parmaklarıyla utanmadan işaret ederek...Onunla görmeyi öğrendim, çocukça süsledim acıları şeker diye...Yalnızlığı sordu boş odamda seni yazarken, tebessüm edişimi sordu içimden ne zaman adın geçse, dokunarak içimin dört duvarına ve daha çok çekiştirerek gülüşümü yüzümün ayrı köşelerine! Yalnızlığı anlattım, insanın tek başına kalmasıydı her şeyden uzak... Bırakmadı ki tamamlayayım! Çocukça bir kulp taktı, ?...ancak bir tam sen oluyorsun yanında olunca, öyle uzaklaşıyorsun ki yerden ve zamandan bakarken gözlerine içinde ay tutulmaları oluyor, sevincin yararken karanlığı yakamoz düşüyor umuduna ve daha bir mavi oluyorsun gülerken. Aslında sen gözlerine öyle bir bakıyorsun ki güneşe bakarcasına ve siliniyor tüm şehrin yalancı ışıkları nasıl siliniyorsa gecenin süsü yıldızlar...? dedi ve yıkıldı içimin dört duvarı... Gülüşümü anlattım, adını dedim bahara koydum şah damarımı ve seni onunla bağladım, sen güldün ya hani hayata dönünce, işte her içimden geçişinde yeni bir hayat açıyor içim ve sen de gülüyorsun, onunla yürüyor bedenime sıcak, nefes aldığımı hissediyorum boğulan hüzünlere inat;kanayana kadar namlusu ihanetin durma çekiştir gülüşümü çocuk...
Her şey senin güzelliğini manzara edinmiş bir pencereydi, pervazında dirsek çürüttüğü tüm akşamlar, seni anlattı çocuk, sen gittikten sonra beliren, içimin uzak olduğu insanlara! Gecesi tükenmeden uyku bastırdı, veda ettiler çocuğa ve çocuk ellerini kenetleyip suskunluğuna, yutkunmakla yetindi...Çünkü biliyordu artık güle gülelerin ağlayan-ağlatan yanını. Öldüğü gizlenen bir annesi varmışçasına sorulduğu zaman nerede diye ?...işte...? diyen, alay edilen bir çocuk! Oysa onlar hiç bakmadılar çocuğun ellerinin işaret ettiği yere, güldüler! ?...işte...? diye hıçkırdı çocuk her sensiz vedada, ?...işte...? deyip açarak ovucunu,?...işte...? deyip öptürerek göz yaşlarına senin resmini...
Gördüğü ne varsa çocuklaştı karşısında, ağlayan palyaçolardı insanlar ama o hep mutluluktan sandı, daha şirin olmak için daha fazla gülebilmek için senin gülüşünden çaldı biraz da renginden gülün, sarhoş taklidi yaptı sonunda!Aldırmadan yaşamak zor geldi git gide daralan umuduyla!
Ateşlendi bir gece içim, soğuktan kırılan parmaklarımı yanan alnına koydum içimde terk edilen çocuğun! Soruları başladı yeniden; Neden bir yangın, neden sustu her sabah gül ağcında uyandıran cıvıltı ve nerede karanlığa boğulan bu manzaranın çerçevesi, penceremden baktıran umut...Sustu bakışlarım, cevabı sensizlikti diyemedim!
Sabahında umutsuzluğun nefret etti yalandan, her şeyi senle ayakta duruyordu dünyasında, yoktun ama onlar hala ayakta!Koltuk değnekleriyle, birkaç gülen anınla! Yüzünü boyadı çocuk palyaçolar gibi! Bulduğu renkler gidişinle kararan gülün karası tüm yüzüne, bir de her şeyin üstünde tüm renkleri içine hapseden bembeyaz gülüşünle,beyaz bir çizgi dudağına, ağlamakla gülmenin tam arasında!Yok oldu pervazı, kokladığı bahar ferahlığı umudun ve acıdı haline çocuk yıldızların,şimdi başkalarının da ona acımaması dileğiyle! Kayboldukça boşluğa düştü korktuğu uçurum, artık çocuk uçurumdan da korkunçtu, uyumamış gözleri ürkütürdü karanlığı ve titrerdi yıldızları!İlk kez dokunamadan yokluğuna sordu çocuk,bir zamanlar güneşin batmadığı içim, şimdi neden boşluktu? Bu karanlık dedim seni yıldız yaptı içimde, bu boşlukta bir tek sen varsın nefes alabilen,resimden çaldığın gülüşle! Parladı gözleri ee sonra dedi, bi gün güneş olacak mıyım başka bir nefese? Derindi suskunluğum, bu da geçecek dedim, bağırdı yalandan nefret ettiğini ve toplayıp elma şekerlerini, tıkayıp tekrar ufacık parmaklarıyla sevinçlerini o da beni terk etti!
NOT=EY HAYAT HEP TERK EDİLEN BEN OLMAYACAĞIM! BİR GÜN BEN DE TERK EDECEĞİM SENİ!!!
AE
Profili GörAlper Erkoca@musvette