Mektup...(2)

İmgem...

Sabahları artık iple çekiyorum,
Tiryakiliğinizin her geçen gün bedenime verdiği hazzın heyecanı ile açıyorum mektubunuzu.

Sizden;
"Bir dahaki mektubunuzda,Ruhumuza dokunuşun resmini sizden istiyorum.

Bana öyle bir resim çizinki,pembeye baktığımda siyahıda görebileyim.Fırça darbelerinizdeki izlere baktıkça yaşam virajlarında kıvranmaların verdiği hazları yaşayabileyim"Diye ricada bulunmuştum.

Beni kırmamış ve demişsiniz ki;

Ruhlar öyle bir düzendedirler ki,
Zaten onların içinde renkler bir birine bağlı,Arıların petekleri gibi işlenmişlerdir.İçindeki bal renginin verdiği ruhi dinlenmeyi düşününüz siz bu ruh düzeneğinde rengi temaşa ederken,peteklerin sahibi kazanacağı paraların renklerini görür arı ise kendisine yüklenmiş görevin nihayetindedir yani nereye yola çıkıyorsa yolcu varacağı yere giden yolu bilmek istercesine şoseleri patikaları virajları kazır benliğine...

Siyaha bakarken pembeyi görmenin tarifini istemişsiniz.
Öncelikle şunu beleirtmekte fayda görüyorum.
Bir atı düşünelim,gözlerine vurulan gem ağızlarına vurulan gemden farksızdır.Bir şekliyle farklıdır ki biri istediğiniz yönde koşturmak için ağzına,bir diğeri ise atın istediği bir yöne hareketini engellemek için gözüne vurulmuş irade satın almalarıdır...

Düşündünüzmü hiç,iradelerimizi elinde bulundurmak isteyenlerin gözlerimize ve ağızlarımıza vurdukları gemler bizim iradelerimize çekilmiş bizi biz gibi olmanın ötesinde birirlerinin bizi görmek istediği yönlere çeken direnmediğimiz teslimiyetlerimiz değilmidir...
Gök kuşağını bizim gözlerimize ışığın kırılmalarından sonra renk ve ahenk içersinde ileten ve o iletiyi görmemiz için görme yeteneği bahşedenin tüm renklerin ruhumuzdaki gizleri resmetmesini dilemiştir.
Oysa ki,Hayatımızın bir tarafında arabeskleşmiş acitasyon denizlerinde gemimize delikler açmışlar siyahın ne kadar albenisi varsa önümüze sererek,hayatın renk senfonise kulaklarımızı tıkamış,kendi sihirli kelimelerini alfabenin tüm harflerini kullanarak sunmuşlar.Bu susnumlardan başını kaldıramayanlar siyahın cazibesine inananların sarının aydınlığını yada beyazın masumiyetini kırmızının derin hipnozunu farketmeleri mümkünmüdür.
Günün birinde bir adam şehre gelir;
10 $ ları 1 $ dan satmaya başlamış,Şehir akın akın bu alış verişe koşarken,Görevinde kül yutmaz şehrin valisi olaya el koyar.
Gerekcesi satılan dolarların sahte olmasıdır-ki zaten olmazsa hiç bir akıllı 10 doları 1 dolara satmamalıdır-Bu mantık ekseninde doğruyu yakalamanın verdiği güvenle baskın yapar adamın dükkanına...
Adam buyrun der kendinden emindir...
Ama bizim kül yutmaz kararlıdır.Buişi yapamazsınızder.Adam buna engel bir kanun olmadığı gibi sizi vatandaşın menfaatlerine engel olmaktan men ederim!!!Memleket için servetini heder eden bir adama vicdani bakışını değiştirmek zorunda hisseder vali kendini eder ama içindeki kurtu öldürtmek için bir çuval parayı denetime alır...
Paralar sağlamdır...
Vali binlerce özrü bir kelimeye sığdırmanın peşindedir utancı yanaklarında elma tanesine dönüşmüştür...
Vedalaşır ve görev yerine döner.
Ertesi gün ve daha ertesi gün satışını bitiren adam şehri terk eder.
Sabah basımına yetişemeyen gazeteler,Öğleden sonraki baskılarında akşam haberlerine sür manşet taşıdıkları olayda çağın vurgunundan söz eder...
Sahte 10 dolarlıklar 1 dolara kapanın elinde kalmıştır...
Renkelrin sihri budur...
Valinin yanağındaki allık,Dolandırcının ruhundaki dolar yeşilidir...
Halkın gözündeki hırsın yeşil rengi,Bir gün sonrasının morudur...

Son söz olarak diyorum ki...
"Birileri sana bakmanı istediği ısrarla üzerinde durduğu bir yöne bakarken,etrafınıda gözden gecirmeyi unutma.Bakmanın anlamı görmekle şereflenir.Birileri bir şeyleri gündeme taşırken aynı heceleri kullanıyor ise,Arkasındaki cümleleri analiz etmekten geri kalma.Dediğim iki şey seni ağzındaki gözündeki gemlerden kurtaracaktır"

Renklerin cümbüşünde mavi yarınlar dilerim...

12 Eylül 2008 3-4 dakika 8 denemesi var.
Yorumlar