Nasihat
AE
Bu yazı, 21.07.2016 tarihinde günün seçkisi olarak öne çıkarılmıştır.
Bir şeyler ifade etseydin de mektup bari seslenişli olsaydı. Neyse geç kalınmış bir istek. Normalde bu tip mektuplar bir ömür saklansın yada okundukça okuyanın canını sıksın diye yazılır ama bu öyle değil. Çünkü bu amaçla yazılan mektuplarda, yazan okuyacak olana sevgisini anlatır. Bu ise sana küçük bir hatırlatma. Sen benim için neler yaptın ve nasıl da kocaman sevdin beni.
"İstanbul' a gittiğim günlerdeydi. Ne kalabalık ne güzel bir şehir. İnsan hiç yalnız hissetmiyor kendini. Ama ben seni özlüyorum. Çok geçmeden çaresini buluyorum. Seni okumaya başlıyorum. Caddeden geçen otomobillerin plakasında. Üstelik sen bilmiyorsun, senin isminin başharfinin yanında benimkisi de duruyor. Bak bir tane daha geçti. 34 A..."
" Nasıl da oldu bu gidişin. Hatam neyse affet. Böyle sokak kedileri kadar tozlu bırakma beni. Sana daha söyleyecek, bol bol sevgilim sözü sıkışmışken dudaklarıma. Öpüp de al hepsini. Göz yaşına sarılı bir dön çağrısı. Ve başardım işte. Sen beni öpmektesin. Dudakların yerli yerinde ve hala sıcak. Şükürler olsun..."
" Sen 'Annen yanımızda dur!' desen de nasıl durabilirim? Hem annem görmez ellerimi. küçücük ellerim kaybolurlar senin avuçlarında. Bana kızamaz annem. Ben açar içini, saklanırım sende. Hem sana ne? Benim sevesim geldi seni..."
" Senin terazin bozulmuş oğlum. Ben seni daha çok seviyorum. Senin beni sevmen ne ki?"
" Bak bizim ailenin adetleri vardır. Alıp seni köye götüreceğim önce, ev zaten kolay birer ikişer herkes paylaşır ev eşyalarının alımını. Evlenirsek adet yerini bulur yoksa..."
" Sana sarılırken titrememeyi öğrenmeliyim. Hiç gitme istiyorum. Sana sarılırken kocaman olmak istiyor göğüs kafesim. Sarılıp sana seni içime sokasım geliyor"
" Bir kere de aç gel be adam. Ne zaman seni yemeğe davet etsem, 'yedim de geldim'. Yine yemeklerimi yemedin. Sen kaybediyorsun. Sen kaybettikçe bizim evin otlakçıları seviniyor. Ama balık olsa yersin değil mi! Pis balıkçı, bir dahakine ben de balık yapacağım..."
"Senden önce de sevgililerim oldu. Zaten anlattım da sana hepsini. Neden kızıyorsun anlamıyorum. Ev arkadaşımın en samimi arkadaşı. Bize gelince kovacak değilim ya. O benim için bitmiş. Sen başlamışsın. Kalbim her yerim senle dolu. Şu kapıdan git diye diye yollama beni. Bırak sarılayım sana. Kovsan da geri gelirim. Bir sarılsan yüreğim hafifler..."
"Sen yoksun şimdi. Sensizliği yazmak var. Mektuba sığmayan boşluk yokluğun... Şarkılarla avunuyorum. Senin de beni her dinlediğinde hatırlaman için gizlice iliştiriyorum şarkı sözlerini. Belki dönmeyeceksin ama yıllar sonra da olsa bu şarkı sana beni hatırlatacak. Kolaysa gel de al içimden söküp aşkını çektiysen kahrımı helal et hakkını zorlu sevdam hoşçakal..."
" Demek seni canımdan daha çok sevdiğime inanmıyorsun. Al sana ispatı. Sensizlik bir salgın hastalık gibi yayılıyor her saniye içime. Doktorlar ilaçlar yazmazlar mı hastalarına iyileşsin diye? Doktora gidecek vaktim yok. Evde ne kadar ilaç varsa bir bir deneyeceğim. Belki biri içimde kanayan seni durdurur. Evet Doktor da benim hasta da... Ama emin değilim. İlaçlar bunlar mı? Hastalık sen misin?..."
Tarihlerini veremediğim bu olaylar sadece tarih olarak adlandırılsa ne tarihe ne de rol sahibi kişilere ayıp etmem her halde. Ne de olsa mazi adında ortak küme gösteriminde bir buçuk ay sürüp geçti. Daha uzun olsun diye sen matematik kullanarak gün, saat ve saniye olarak da ayrıntılandırabilirsin. Yaptığından da eminim. Çünkü sen ömrünce yapacağın belki de yapmayacağın ne varsa benim için yaptın. Düzeltiyorum kendin için yaptın. Bana ne faydan oldu ne de zararın.
Aklına gelen sorunun cevabı yok. Ama topladığım zaman yaptıklarını, çıkan sonuç bir şeyler hakkediyor olmandı. Ben de sana herhangi birine besleyebileceğim sevginin sadece tohumunu uzattım. Nereden bilirdim ellerin kadar küçük bir yüreğin olduğunu, küçük yüreğinde arsız ve haylaz bir çocuk sakladığını. Çocuktun işte ne versem kıracaktın. Kırdın. Seni sevmek yapılabilecek en kolay şeydi. Belki istediğin tek şey de buydu. Ama ben yetiştirmen için bir gülüş, bir öpüş kadar sıcak ve küçük bir tohum verdim, o kadar. İstedim ki sen de emek veresin. Kızmaya, gitmeye hatta kalmaya hakkın olsun istedim. Tıpkı alışverişi ben yaptım, yemek senden der gibi. Daha da basit anlatamayacağım. Sen nasıl oldu da bunu dünyanın en büyük sevgisi sandın? Yanılma diye tekrarlıyorum " Seni benden de çok sevenler çıkacak. Tohum ne ki? Bahçelerle karşılayacaklar seni..."
Dedim ya bu bir hatırlatma. Eğer bir gün biri bahçelerle severse seni, solmasın diye güller, güllere gülümseyerek cesaret ver. Ağlamaktan utanma, ki yağan gözyaşı yağmurudur sevginin. Bunların hiç birini yapamazsan yağmur yağarken bari şemsiyeni açıp gezme. Kolay sevgiler bul. Ancak onları yaşatabilir çocuk yüreğin. Benim sevgim yorar seni. Yordu da. Hatırla, çabasız hiç bir şeyin içi dolmaz. Sen yoksan içinde bir sevgi kurulurken yada yeşertilirken, senden önce gelip geçer sevgi.
Bir kez daha seversen birini, ki sevmelisin de, sunulan her ne ise bir bir arttır. Çünkü bire bir ekleyerek buldu matematikçiler sonsuzu...
Sana bu mektubu baştan aşağıya ünlemlerle yazmamı beklerdin. Dön, kal, gitme gibi yalvarışlarla yada Allah seni bildiği gibi yapsın sitemleriyle küfürlerle döşeli... Yada en basitinden büyük harflerle seni seviyorumlar beklerdin, umut ederdin. Bu bir hatırlatma unutma. Ne zaman kaybetsen büyük bir sevgiyi çekinmeden oku, çıkarıp çekmecenden. Hatanı hatırla. Büyüyünce sen de hatırlatma notları verirsin belki...
AE
Profili GörAlper Erkoca@musvette