Nostaljik Hatıralar

Nostaljik Hatıralar


***

Güzel babaannem..
Yaşadığın ev hâlâ senin kokunu taşıyor.
Kapıyı araladığımda zaman usulca geri sarıyor.
Perdeler eskisi gibi dalgalanıyor,
ışık aynı yerden süzülüyor içeri,
sanki sen birazdan mutfaktan çıkacak,
“çay koydum” diyeceksin yine.

Amcam hâlâ orada,sessizliğin içinde bir nöbet gibi yaşıyor, duvarlarla konuşur gibi anıların gölgesinde dolaşıyor.
Köşede o eski koltuk, üzerinde unutulmuş bir gülüş ve duvarlarda kırk yıllık mavi güllü tapetenler, zamanın bile dokunmaya kıyamadığı.
Her deseninde sen varsın, her mavide biraz gözlerin, her gülde içime çöken o tanıdık sızı.
Ev değil artık orası, bir hatıra sandığı, kapısını her açtığımda kalbimden bir çocuk geçiyor.


Güzel babaannem..
Sen gittin ama ev hâlâ seni saklıyor,
biz ise sana sığındığımız o eski günlerde kalıyoruz.
Küçük komodinler, çekmecelerinde saklı yarım kalmış zaman, yemek masası bile artık bir hatıra,üstünde sesler solmuş, kahkahalar susmuş.

Çakır gözlü amcam..
O da yaşlandı o evle birlikte, bakışlarında yılların yorgunluğu,
ellerinde senden kalan bir alışkanlık.
Aynı sandalyeye oturuyor hâlâ,
sanki sen karşısında oturuyormuşsun gibi, bazen bir boşluğa bakıyor uzun uzun, belki seninle konuşuyor içinden.

O ev…
Sensizliğin ağır perdesine sarılı, duvarlar daha sessiz, pencereler daha uzak artık.
Mavi güllü tapetenler solmuş biraz
ama hâlâ seni anlatıyor, her köşede eksik bir nefes, her odada yarım kalmış bir cümle var.


Güzel babaannem..
Sen gidince ev de yaşlandı, bizde yaşlandık, insanlar da.
Ve biz anladık ki bazı yokluklar bir evi bile yalnız bırakır.
Çocukluğumuz kaldı orada, masum gülüşlerimiz.
Ne güzeldi duvarlara çarpıp geri dönen kahkahalar şimdi sadece bir yankı gibi içimde.

Masallar..
Senin sesinde büyüyen o sıcak geceler,
şimdi kırışmış bir hatıra gibi, tıpkı buruşuk ellerine benzediği gibi zamanın.
Ellerim, bakıyorum da artık benim de ellerim seninkilere benziyor babaannem, çizgiler çoğalmış, her biri bir hatıranın izi sanki.
Belki de büyümek buydu, biraz sana dönüşmek, biraz o evde kalmak,biraz da eksilmek sessizce.
O evde kaldı çocukluğum, senin dizlerinde uyuyan yanım, bir ninni gibi içimde hâlâ ama dokunsam da uyanmıyor artık.


Güzel babaannem..
Ellerim senin ellerine benzedikçe anlıyorum zaman sadece geçmiyor,
insanı sevdiklerine benzeterek götürüyor.
Bizim acılarımız yoktu sanki, mutluyduk.
Günler hafifti, kalbimiz bir Serçe kanadı kadar ürkek ama huzurluydu.

Şimdi..
Katmer katmer acılar yüreğimizde,
annemin yaşadıkları acılar bir dağ gibi,
halamın yalnızlığı,çaresizliği gecenin en uzun sessizliği.
Evlat acıları adı bile ağır, sen dayanamazdın babaannem, o Serçe yüreğin bir tek damla hüzne bile titrerdi.
Sen yaraları sarardın sessizce, kimse görmeden, kendi içine gömerdin acıyı,
gülüşünün ardına saklardın.
Ama şimdi onlar ateşler arasında,
yanıyor içimiz usul usul, ne bir el var serinleten, ne de senin gibi sabırla dokunan.
Ev hâlâ duruyor ama içindeki huzur küle dönmüş ve biz o küllerin içinde
biraz seni arıyoruz.


Güzel babaannem..
Keşke bir anlığına dönsen şu yangını söndürsen.
Çünkü biz hâlâ senin yokluğunda
yanmayı öğrenemedik.
" KAYA " binanın köprüsü kahkahalardan çökmüş, iki yakası çocukluğumuz olan o bağ
şimdi sessizliğe düşmüş babaannem.
Bir tek senin sesin yankılanıyor içimde,
uzaktan gelen bir ninni gibi,
bazen bir rüzgâr, bazen içimi titreten bir “kızım…” diye sesleniş.

Ne geceler vardı orada sabahladığımız.
Uykuya direnen gözlerimizle masallara tutunduğumuz, Yıldız’ları sayarken
Dünya’yı unuttuğumuz geceler.
Çay buharı karışırdı geceye, sohbetler uzardı, zaman bile yorulup kenara çekilirdi, biz yine de bitirmezdik sözlerimizi.
Şimdi o geceler yok,sabahlar erken geliyor ve hiçbir ışık senin varlığın kadar ısıtmıyor içimi.


Güzel babaannem..
Yıkılan köprülerin altında kaldık biz,
kahkahalar sustu ama senin sesin
bir ömür boyu içimde.
Senden kalan ne çok hüzün birikmiş içimde, renkli battaniyenin deseni gibi.
Her ilmeği ayrı bir anı, her kıvrımı içime dokunan bir sızı.
Üstümü örttüğün o eski geceler, şimdi içime çöken bir yalnızlık, ısıtmaz artık hiçbir şey senin şefkatin kadar derin.
O battaniye hâlâ burda , kokun sinmiş üstüne, sanki sarıldıkça sana sarılıyorum, bıraktıkça biraz daha üşüyorum.


Güzel Babaannem..
Hüzün de senin gibi sessizce yerleşmiş içime, gitmiyor, eksilmiyor, tıpkı o desenler gibi hep aynı yerde duruyor.

Ve ben…
Her hatırladığımda anlıyorum ki
insan bazen bir eşyaya değil bir dokunuşa,bir “varlığa” özlem duyuyor.
Duvardaki çerçevedeki resim bakıyor bize sanki zaman orada durmayı seçmiş, sen hiç gitmemişsin gibi.
Vitrindeki boncuklu eşarp ışık vurdukça titriyor, her boncuğunda bir bayram sabahı, bir telaş, bir sevinç saklı.
Seksenlerin modası çekyat,
geceleri yatak, gündüzleri hayat, üzerinde uzanan anılar hiç kalkmamış gibi hâlâ sıcak.
Sehpalar, üstünde yarım kalmış çaylar,
biraz sohbet, biraz suskunluk,
ve senin ince ince işlediğin huzur.


Güzel babaannem..
Eşyalara sinmişsin sen, duvarlara,
her köşede bir parça kalmış senden,
dokundukça canım yanıyor.
O evde yaşayan sadece anılar değil,
senin kalbin.
Bizim içimize bölünerek yaşamaya devam ediyor.
Hayatta olsaydın yarın kapını çalardım usulca, içimde çocukluğumla.
Elini öperdim,o buruşuk, sıcak ellerin,
bir dua gibi inerdi başıma sanki bütün kötülükler kapının dışında kalırdı o an.
Yarın olsaydı eline uzansaydım yine,
içimden değil, kalbimden öpseydim.


Güzel babaannem..
şimdi bayramlar eksik, ne şekerin tadı aynı ne de sabahın sevinci.
Bir tek özlemin büyüyor içimde ve ben anlıyorum ki insan herkesi değil en çok
değdiğinde kalbini susturan eli özlüyor.

Kardeşim de yok bu bayram, Yusuf’umuz yok, sen yoksun, çok eksildik babaannem.
Her gidiş biraz daha sessiz bıraktı içimizi.
Eskiden kalabalıktı o ev, sesler üst üste binerdi şimdi sandalyeler boş, isimler içimizde yankı.

Kardeşim…
Bir yanım daha sustu onunla,
bayram sabahı kapıyı çalmayacak artık,
ne bir gülüş, ne bir ses.
Sen olsaydın, toplardın bizi yine o sofrada, eksikleri tamamlar gibi,yaraları sarar gibi.
Ama şimdi…
Bayramlar yarım, dualarda isimler çoğalıyor ama sofrada yerler azalıyor.


Güzel babaannem..
Senin yokluğunla başladık eksilmeye, senden sonra Yusuf şimdi kardeşim de gitti ve ben anlıyorum ki bazı bayramlar
sadece hatırlamak için var.
İçimde hem sen vede onlar.
Bir bayram sabahı gibi duruyorsunuz ama kapıyı açtığımda hiç kimse yok.
Ateşten bir ırmak artık zaman.
Kırılıp yeniden başlıyoruz hep, kırılıp kırılıp yeniden.


Güzel babaannem..
Mavi güllü tapetenler seni anlatıyor. Duvarlara sinmiş sesin, solmuş güllerin arasında hâlâ yaşıyor.
Ama aynı duvarlar amcamın yalnızlığını da taşıyor, gece olunca daha belirgin,
sessizlik büyüdükçe ağırlaşan.
O odalarda iki hikâye var artık.
Biri senin sıcaklığın, biri onun derin suskunluğu.
O mavi güller…
Bir yandan seni saklıyor, bir yandan onu örtüyor, ikisini de incitmeden.


Güzel babaannem..
Ev hâlâ ayakta ama içindeki hayat
ikiye bölünmüş.
Sen anılarda, amcam yalnızlığında yaşıyor.
Bu ev bir zamanlar hayat doluydu,
şimdi solgun bir hatıra gibi, seni saklıyor hala.
Eşyalar eski ama çok değerli, her biri zamandan kopup gelmiş sessiz bir hatıra.

Nostaljik…
Sanki bir müze.
Hala yaşayan bir geçmiş var o evde,
dokundukça konuşan, bakıldıkça iç çeken.
Antik bir değeri var her şeyin, parayla ölçülmez bu kıymet.
Çünkü her eşya bir kalbin izini taşıyor.
Amcamın hâli, geçmişi bugün gibi yaşatması, o anları hâlâ diri tutması
bir mucize aslında.
Kalmadı böyle hatıralar, kalmadı böyle evler, eşyalar.
Zaman her şeyi silerken o ev direniyor hâlâ.


Güzel babaannem..
Seninle başlayan o hikâye hala orda,
kalbimizde yaşamaya devam ediyor.
Kapısı her açıldığında biraz geçmiş içeri doluyor, biraz sen geliyorsun peşinden, usulca, kimseyi ürkütmeden.
Ayak seslerin var koridorlarda, mutfakta çay kokusu,mum kokusu
ve o tanıdık sıcaklık hiç gitmemiş gibi yerinde.
Biz büyüdük, eksildik, dağıldık ama o ev
bizi hep bir arada tutan son hatıra.
Zaman aldı herkesi,sesleri, yüzleri, günleri,sizi.
Fakat senden kalan sevgi ne soldu ne azaldı.
Ve bir gün hepimiz o hatıranın içinde
yeniden buluşacağız inşallah.
Aynı sofrada, aynı gülüşte.
O zamana kadar o ev senin kalbin gibi
bizim için atmaya devam edecek.

O ev…
Son nefesimize kadar seni anlatmaya devam edecek.
Ve biz…
Her bayram arifesinde içimizde biraz çocuk, biraz hüzün, biraz da yetim kalacağız sensiz.
Bitti sandığımız yerde bile sen devam edeceksin yine de.
Bir rüzgâr gibi perde aralığında, bir çay buharında sessizce, gece uykuyla uyanıklık arasında adını fısıldayan bir an gibi.
Unutulmazsın babaannem çünkü sen bir hatıra değil yaşayan bir izsin içimizde.
Amcam o evde, yalnızlığın içinde nöbet tutarken aslında seni koruyor, senden kalan zamanı.
Mavi güllü tapetenler..
çekyat, komodinler..
Hepsi birer şahit, hepsi susarak anlatıyor seni.

Ve biz…
Ne kadar uzaklaşsak da hayattan,
dönüp dolaşıp o eve varıyoruz içimizde.
Sana geliyoruz, seni çok özlüyoruz.
Yokluğun içimizde derin bir sessizlik,
ama sevgin hâlâ en sıcak yerimizde.
Dualarımızda adın, yüreğimizde yerin hiç değişmedi.
Uyu şimdi huzurla nurlar içinde.
Çünkü sen en çok özlenen
en güzel hatıramız olarak kaldın yüreğimizde.
Ruhun şad olsun…mekânın cennet olsun..

*

Gün yorgun

Ben biraz daha eski

Sanki zaman sadece geçmemiş

Benim içimden de

Bir şeyler alıp götürmüş

Penceremdeki o solgun Ay

Adı konmamış geceler

Misafir gibi gelip yerleşen anılar

Hepsi aynı hikâyenin sessiz tanıkları

“Kelimelere sığınırım” diyorum ya

İşte tam orada başlıyor şiir

Çünkü insan en çok kırıldığında

En gerçek cümleleri kurarmıṣ

İçimde büyüyen

O dalgalı Deniz

Kalbime vura vura

Konuşuyor aslında

Sen sustuğunu sanıyorsun

Ama her dalga

Bir şey anlatıyor sana

Ve evet..

İnsan en çok sustuğu yerde Anlatıyormuş kendini

Ama benin suskunluğum bile

Derin, sesli, yankılı

Ve dokunan bir ses

Belki de bu yüzden

O bekleyiş hiç bitmiyor

Çünkü bazı insanlar gitse bile

Ìçimizde kalmaya

Devam ediyor sessiz sessiz


sevay

07 Nisan 2026 9-10 dakika 14 denemesi var.
Yorumlar