Öğrenmemek için mazeretler uyduruyoruz
"Her insanda insanlığın bütün halleri vardır."diyor Montaigne.Kulağıma sessiz bir tını gibi dokunan bu söz düşündürüyor beni.Bir taraftan bu sözün doğruluğunu tartışıyorum kendi kendimle diğer taraftan da Monteigne'nin bu sözleri yazdığı tarihi tahmin etmeye çalışıyorum.
"Evet söz güzel.Bir şey değil bir çok şey çağrıştırıyor.Örneğin kendimizi tanımlarken ben şöyleyim,bu yönümü seviyorum,şu yönüm diyoruz.Diyoruz demesine de ya kendimizde göremediklerimiz...Gördüğümüz her şey siluetten ibaret değil miydi?...Peki kendimizi o zaman nasıl bu kadar iyi tanımlayabiliyoruz?..." diye düşünürken Montaigne'nin bu sözü beş yüz yıl önce yazmış olabileceği geliyor aklıma.Beş yüz yıl önceki bir söz günümüz insanına hitap ederken hala insanda insanlığın bütün halleri yok diyebilir miyim? Bunu söylersem haksızlık ederim geçmişe,tarihe,bu söze...
Bunlar tamam da bu sözler bu kadar eskiye dayanırken şimdi niye geleceğe hitap edebilecek sözler yok.Bizim kuşağımıza aktarılan sözler var. Biz bizden sonra kuşaklara ne aktarabileceğiz.Sanırım beni asıl düşündüren bu. Hangimiz haklarımızı biliyoruz da savunuyoruz ya da hangimiz sürü psikolojisine karşı koyuyoruz?Fark ettim de öğrenmekten kaçıyoruz.Öğrenmemek içinde mazeret uyduruyoruz.
Mazeretler uydurduğumuz,mazeretlerimizi saklanmak için kabuk yaptığımız devirde,eğitimin içinde cahilliği yaşarken sahi bizler bizden sonraki kuşaklara ne bırakacağız?
Zihinlerin bile konuşamadığı bir ülkede zihinleri boş olanların konuşmasını nasıl bekleriz ki?