Oryantalizm

Geçtiğimiz 20 yıl içerisinde Arap Baharı ve devrilen liderler, Ortadoğu’ya yönelik olarak Avrupa ülkeleri tarafından yapılan müdahaleler ve nihayet Suriye krizi derken bu coğrafya bir kez daha tüm Dünya’nın ve ülkemizin gündeminin odak noktası haline gelmiş durumda. Birleşmiş Milletler Örgütü’nün, Nato’nun, Amerika Birleşik Devletleri’nin, Rusya’nın, Çin’in ve Avrupa ülkelerinin yaklaşımları ve müdahalelerdeki rolleri büyük önem taşımakta. Tam da bu noktada durup kritik öneme sahip kavramları örneğin emperyalizmi ve bağlantılı olarak kültür emperyalizmini, sömürgeciliği ve güncel sorunları mesela küreselleşmeyi, yayılmacılığı doğru anlamak gerekmekte, hele de doğru çözümlemeler yapabilmek isteniyorsa… Çünkü bunları doğru olarak kavrayıp, netleştirmeden bu coğrafyada oynanan oyunları, yapılan hesapları tam olarak kavrayabilmek mümkün değildir. En azından genel bir bakış açısı oluşturabilmek adına bile tarihsel arka plana da bakmak gerekmekte. Geçmişten çıkarımlar yapabilmek, her ne kadar gözden kaçırılıp ihmal edilse de çok önemli. Bu nedenle bahsi geçen küresel olgulara geçip incelemeden önce biraz daha geriye gidip bir başlangıç noktası oluşturabilmek adına başka bir kavrama bakmak ve oradan yola çıkmak, kurulan bazı planların Batılı ülkeler tarafından nasıl titizlikte tezgâhlandığını göstermesi bakımından mühimdir. Bu bakımdan bahsedeceğimiz kavramın anahtar bir öneme sahip olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Oryantalizm.

Bu kelimeyi ilk duyduğumuzda hemen hepimizin aklına “Oryantal” sözcüğü gelir/gelecektir doğal olarak ve zihnimizde Göbek Dansı’nı çağrıştıracaktır. Ama maalesef bu bir bilim dalıdır(!). Bir keresinde bu kavramın bir bilim dalının(!) adı olduğunu söylediğimde bir öğrencim: “Kıvırma Bilimi” diyerek ilginç bir yaklaşım sergilemişti. Gülüşmeler bittiğinde biraz düşündüm ve bu tabirin aslında hiç de yersiz olmadığı kanısına vardım. Evet -aslında göbek dansıyla bir ilgisi yoktu belki ama, yine de- sonuçta aynı kapıya çıkıyordu mecazi olarak.

Oryantal kelimesi Fransızca “Orient” kökünden gelir. Orient ise “Doğu” , “Güneş’in doğduğu taraf,” demektir. Bu bağlamda “Oryantal (Oriental)”; doğulu, doğuya özgü olan demektir. Bizim ilk aklımıza gelen kavramla yaklaşırsak; “doğulu dansı”, “doğuya özgü dans” şeklinde algılamak daha doğru olacaktır.

Aynı kelime kökeninden gelen, Oryantalizm ise Doğubilim (Os. Şarkiyat) anlamına gelir.

Bu bilim dalı(!), Dünya tarihinin en ilginç deney alanına sahiptir. Aslında “bilim dalı” olarak sınıflandırmak, maymunu kral yapmaktan farksızdır. Bu durumun nedenlerini anlayabilmek için, neler yaptıklarına bakmak gerekir. Ne yapmıştır bu bilim dalı(!) ve ne yapmaktadır, neler yapmaya devam edecektir? Öğrencimin de söylediği üzere; “kıvıracaktır”.

Oryantalizmin deney alanı, “Doğu”dur. Gerçi, bu deney alanına salt İslam coğrafyası olarak yaklaşanlar da vardır, -haksız da sayılmazlar- ama yine de bu alanı bu kadar daraltmak; Oryantalizmin mantığına ters düşer. Çünkü tıpkı bir dansöz edasıyla, masadan masaya uçar gibi; coğrafyadan coğrafyaya, kültürden kültüre konmuşlardır Oryantalist bilim adamları.

Henüz yeterince anlaşılır hale gelmediğinin farkındayım. Devam edelim…

Oryantalizm nedir?

Oryantalizm; bilim kisvesi altında doğuya, doğululara, doğu kültürlerine, doğu dinlerine (yalnızca İslam’a değil), doğulu önderlere, doğu toplumlarına iftiralar atma, onları aşağılama, aşağılık kompleksine sürükleme, hareketsiz ve kımıldayamaz hale getirecek sosyo-psikolojik altyapıyı hazırlama ve yürürlüğe koyma, kendine güvenemez hale dönüştürme sanatıdır(!). Evet bir sanattır, çünkü maharet ister. Göbek Dansı ne kadar sanatsa o da o kadar sanattır. Kabul etmek gerekir ki; Göbek Dansı yetenek işidir.

Bir oryantalist -kendisine bilim adamı (!) ünvanları verilmiştir çoğu zaman- bir kitap yazar ve yayınlar. Doğu kültürüne de gerçekten de vakıftır; iyi bilir, iyi tanır. Hatta doğu kültürünün/kültürlerinin ve toplumlarının içinde uzun yıllar yaşamıştır. Bu kitabı alır okursunuz. Tespitler doğrudur. Şaşırırsınız. Ama bu kitabın bir özelliği vardır; söylediği ve herkesin doğru olarak algılayacağı 8 tane gerçeğin yanında size 2 tane büyük iftirayı, büyük yalanı da gerçek diye yutturur. Olur size 10… Bazen bu 100 olur. Çünkü 99 tane gerçeği, aradaki bir yalanı size yutturmak için yem olarak kullanacaktır. Evet şaşırmayın. O bir tane yalanı yutturmak için onbinlerce dolarlık, yüzbinlerce dolarlık bütçeler ayrılır. Kitaplar basılır, dağıtılır…

Eksik ve hatalı söyledik; geçmişte kaldı bunlar, artık daha kolay ve daha zahmetsizce yürütülüyor bu projeler. İnternet var, televizyonlar var… Kitaba gerek yok. Yalanları yutturmak da, tıpkı genetiği bozuk organizmaları yutturmak kadar kolay maalesef ve bir o kadar tehlikeli.

Neler yapmışlar? Birkaç örnek verelim.

Günümüz biliminin verileri doğrultusunda toplumbilimciler; öznel örnekler dışında insanlık tarihinde -hele de karın doyurmak amacıyla- yamyamlık diye bir olgunun hiçbir zaman var olmadığını ispatladılar. İnsan eti yiyenler elbette olmuş; adamın birisi bir dağın başında aç kalmış veya ruhsal dengesi bozukmuş… Ya da savaş sonrası düşmanın bedeninden bir parçayı yemek bazı ilkel topluluklarda bir törenmiş. Bu toplulukların sayısı da zaten çok az ve amaçları karın doyurmak değil. Ayrıca bütün bu saydığımız sınırlı durumlarda sırf Afrika’ya özgü bir durum değil, Avrupa toplumlarının geçmişlerinde de mevcut. Öyleyse yamyam zenci iftirası niye atılmış. Çok basit… Bu insanları Afrika kıtasından gemilere doldurup, köle olarak Yeni Dünya’ya taşımanın siyasi açıklaması olabilsin diye. Dikkat edelim; siyasi açıklaması olsun diye… Yani bu insanlık dışı uygulamaya karşı sesini yükseltecek olanlara karşı-sav oluşturabilmek için…

Örnekler anlatmakla bitmez; Atatürk’e atılan iftiralar, Atatürk’ü din düşmanı gibi gösteren uyduruk evraklar. Hintli Lider Gandi’ye, Afrikalı önderlere atılan iftiralar… Kuran’ın ayetlerine yönelik yorum çarpıtmaları… Doğu toplumlarının yaşayışlarının ve toplumsal hayatlarının kasıtlı olarak yanlış aktarılması… Cinsel sapkınlıkların her türünün doğululara yakıştırılması…

Elbette ki; “Doğu” sütten çıkmış ak kaşık değildir, doğu kültürlerinin de hataları vardır, tarihte pek çok yanlışlıklar yapılmıştır, yapılmaya devam edilmektedir. Ama Batı’nın Doğu’ya söyleyecek lafı yoktur; bırakın geçmiş çağları, yakın tarihte Emperyalizm denen olgu ile Dünyayı sömürmüşlerdir ve sömürmeye de devam etmektedirler. Sonuçta kültürel ve doğal dengeler bozulmaktadır. İnsan doğası ve ruhsal yapısı bile anlaşılmaz ve içinden çıkılmaz bir hal almaktadır.

Oryantalizmin ipliğini ilk olarak pazara çıkaran, marifetlerini ortaya döken, 2003 yılında ölmüş olan Filistin kökenli Edward Said’dir. Amerika’da profesörlük yapmış olan Said, Hıristiyan’dır; ancak doğuya karşı yapılan tüm kültürel saldırıları bir bütün olarak algıladığı için İslam’ı ve hatta diğer doğu dinlerini ve kültürlerini daima tepkisel bir biçimde savunmuştur. Bu alanda bir başyapıt olan “Orientalisme (Oryantalizm)” adlı kitabı bir ilktir.

***

Yazımızı, Oryantalist mantığın uzantısı olan, somut bir olaya dayalı bir soruyla bitirelim: ABD, 2. Körfez Savaşı’nda akıllı füzeleri ile Bağdat’ta ilk olarak nereyi vurmuştur?

Açıklama: Akıllı füzeler (hedef olarak girilen koordinatların 50 metre uzağına düşünce patlamayan bu megatonluk bombalar) ile vurulduğuna göre yanlışlıkla olmadığı kesindir.

Cevap: Bağdat Müzesi (Avrupa ve Asya’nın en kapsamlı ve en büyük müzeleri arasında ilk üçe giriyordu.)

Bundan sonra Oryantalizmin tamamlayıcısı ve çağdaş bir uzantısı olarak Kültür Emperyalizmine bakmak gerekecektir.

22 Ocak 2023 7-8 dakika 23 denemesi var.
Beğenenler (1)
Yorumlar