Saf Saf Dizilmiş Omuzlarda Bir Hayat / Ölüm
İnsanın en çok aklında tutması gereken bir şey var.Ne yazık ki bu çoğu zaman aklımızın ucundan bile geçmiyor. Ta ki gelip kapıyı çalınca. Yoğun bakımda bi' eş dost olunca, yahut bir araba kazası, veya bir kalp krizi...
Ölüm. Unuttuğumuz şeyin adı bu "ölüm"
İnsanoğlu hiç ölmeyecekmiş gibi yaşar her daim. Ansızın son nefesinle dünyaya veda edersin. Başın musalla taşına değdiğinde anlarsın sen olduğunu fakat o vakit iş işten geçmiş olur. Arkandan bir sürü gözyaşı ve dua... Günler sonra ağlamalar biter, haftalar sonra kahkahalar geri gelir, aylar sonra her şey normale döner ve yıllar sonra da hiç hatırlanmamak üzere unutulur insan.
Ölüm… Adı anılınca insanın içini ürperten, ama hatırlanmayınca daha çok yaklaştıran hakikat. İnsan onu hep yarına bırakır; sanki yarın mutlaka varmış gibi. Oysa ecel, takvime bakmaz. Ne yaşa hürmet eder ne de hesaba. Bir sabah ezanı ile hayata uyanırsın, bir yatsı vakti ruhun alınır. “Her nefis ölümü tadacaktır” buyruğu, kulağımızda bir ayet olarak değil; çoğu zaman başkalarının başına gelen bir haber gibi durur.
Ölüm gelince anlarız dünyanın bir konak, insanın ise yolcu olduğunu. Musalla taşına uzandığında, saf saf dizilen omuzlar şahittir hayatına. O an ne mal kalır, ne makam; ne de “bir gün yaparım” diye ertelenen iyilikler. Sadece amel defterin konuşur. Bir selam, bir sadaka, bir kalp kırmaktan sakınış… Ya da suskun bir pişmanlık. İşte asıl muhasebe o vakit başlar, fakat kalem çoktan bırakılmıştır.
İnsanın öldükten sonra iyi anılması, aslında dünyadayken Allah katında nasıl bir kul olduğunun yankısıdır. Zira güzel söz, güzel amelin gölgesidir. Ardından edilen dualar, boşuna yükselmez; bir gönle dokunmuşsan, bir yetimin başını okşamışsan, bir kul hakkından titizlikle kaçınmışsan, o dualar seni kabirde de yalnız bırakmaz. Peygamber Efendimizin buyurduğu gibi, insan ölünce amel defteri kapanır; ancak sadaka-i cariye, faydalı ilim ve kendisine dua eden hayırlı evlat kapanmaz. Demek ki iyi hatırlanmak, aslında hayatta iken ahirete yatırım yapmaktır.
Ne hazindir ki insan, çoğu zaman ölümü hatırlamayı geciktirir; hâlbuki ölümü çokça anmak, kalbi diriltir. Dünya sevgisini azaltır, ahireti yaklaştırır. Ölüm, korkulacak bir son değil; hazırlıksız yakalanınca korkunç olan bir geçiştir. Bu yüzden mümin, her gününü son günüymüş gibi yaşamaya gayret eder; helaline dikkat eder, dilini korur, kalp kırmamaya özen gösterir.
Sonunda hepimiz bir mezar taşına sığacağız. Orada yazan isimden çok, insanların o ismi anarken fısıldadığı dua önemlidir. “Allah rahmet eylesin” denebiliyorsa ardından, dünya görevini hakkıyla yapmış sayılır insan. Zira gerçek hayat, ölümle başlar; ve en güzel hatırlanış, Rab’bin razı olduğu bir kul olarak anılmaktır.


saatleri ayarlama enstitüsü aklıma geldi. çünkü insanın hayatı da saatler gibi yanlış ayarlanmış. hep ileri alınmış bir yanılgıdır. ve biz o yanılgının içinde. hiç bitmeyecek sanılan bir günün rehavetiyle yaşarız.
zamanın bize ait olduğunu zanneder sabahları borçlu gibi uyanır. geceleri ölümsüzmüş gibi uyuruz. ölüm ise ne kapıyı çalar ne randevu ister. bir gün yalnızca vardır. sonra şehir devam eder. sesler yerine oturur. gülüşler geri döner. unutuş bir düzen gibi işler. insanın geride bıraktığı şey ne söyledikleri ne de sahip olduklarıdır. sadece dokunduğu yerlerde kalan izdir. hayat dediğimiz bu geçici kalabalıkta. iyilik ertelendiğinde çürür. merhamet susarsa donar. vicdan sustuğunda zaman da anlamını yitirir. en sonunda herkes aynı sadeliğe varır. bir isim. kısa bir boşluk. ve fısıltıyla söylenen bir dua. asıl mesele ölmek değil. yaşarken eksik kalmamak. çünkü insanı hayatta tutan şey zaman değil. hatırlanacak bir insanlık hâlidir.