Sessizlikte Kalan Gerçek


İnsan, kendisini en çok sessizlikte duyar. Gürültünün çekildiği anlarda, kaçtığı sorular belirginleşir. Günlük hayatın hızında ertelenen yüzleşme, duraklama anlarında zorunlu hâle gelir. Bu durum, bireyin kendisiyle kurduğu ilişkinin niteliğini açığa çıkarır.


Modern yaşam, insanı sürekli meşgul eder. Düşünmeye ayrılan zaman azalır. Dikkat, parçalı uyaranlara bölünür. Bu parçalanma, bireyin kendi iç bütünlüğünü kurmasını zorlaştırır. Sonuç olarak kişi, neye inandığını değil, neye yönlendirildiğini yaşar. Bu yönelme çoğu zaman fark edilmez. Çünkü sorgulama alışkanlığı yerini kabullenişe bırakmıştır.


Sorgulamanın zayıfladığı yerde anlam üretimi de daralır. İnsan, hazır cevaplarla yetinmeye başlar. Bu durum yalnızca bireysel bir eksiklik değildir. Toplumsal düzeyde de benzer bir sonuç doğurur. Eleştirel düşüncenin geri çekilmesi, karar alma süreçlerini tek yönlü hâle getirir. Böylece itaat, düşüncenin yerine geçer.


Bu noktada sessizlik, pasif bir durum değildir. Aksine, aktif bir imkân sunar. Sessizlikte kişi, kendisine yöneltilen talepleri ayırt edebilir. Neyi neden yaptığını sorgulama alanı açılır. Bu alan, bireysel sorumluluğun temelidir. Sorumluluk ise özgürlüğün ön koşuludur.


Karşı argüman olarak, sürekli sorgulamanın huzursuzluk yaratacağı ileri sürülebilir. Ancak bu huzursuzluk geçicidir. Uzun vadede sorgulama, zihinsel berraklık sağlar. Alternatiflerin fark edilmesini mümkün kılar. Farklı sonuçların ortaya çıkması da bu bilinç düzeyine bağlıdır.


Sessizlikten kaçmak yerine onunla temas kurmak gerekir. Çünkü insan, kendisini ancak durduğunda tanır. Tanıma gerçekleştiğinde, yönlendirilmek yerine yön belirlemek mümkün olur. Bu durum hem bireysel hem toplumsal olgunluğun göstergesidir.


Turgay Kurtuluş

22 Ocak 2026 1-2 dakika 99 denemesi var.
Beğenenler (3)
Yorumlar