Sevdanın Gem Ve Gam Yemez Sandığı Hadsiz Mutluluklar
Gökyüzünün kısır güneşinde bir hancıyken bulut, kapkara ve güneşe merhaba diyen yanıyla selam verip sensizlik ile bensizliği buluşturdu.
Gökyüzündeyiz. Sen, gurbete nam salan bir kanat; ben ise çırpındığın limanlardan sızmadan seni bana uçurmaya çalışan o kuşum. Bulutlar iç çekişte bizi kırmadan söz ederken sevmekten; sen sevgilim, mevsimi baştan başlatan bir hazımsızlıksın ekimin gardında. Ağlasan mı, gülsen mi bilemiyor ve bilemiyorken yanlışlıkla hep ağlıyorsun göğsümde. Göğsümün mensur şiirlerini yazarken kalemim, bizi bitiriyor aşk; üstüne alınacakken bir an ve bir an daha yağmur, yağmur üstüne...
Şiddeti aşktan ve ekimin saldıran yağmurlarının sözel yitirişinden doğuyor günlerin. Bir çocuk kafasını karıştırıyor yaşamın, her çağdaş şikâyetinde; ellerinde sevgilinin hayalinin buruk ve flu gizemi kalıyor.
Sen sevgilim; kanadının şikâyeti mevsimsel bir gripten yontulduğu her sessizlikte, çırpınmayı aşkın gevrek ve kodu ayrılığa sevk edilen varlığı sanmışsın.
Yanlış! Doğrunun kıbleyi bize döndüğü nemrut hasretin parodi cehenneminde çareyi çarşıdan alır gibi satın alanlarsa bunlar; biz sevgilim, o kanadın gökyüzünde filizlendiği aşk seferinden zibilyon nedametin konforunu yitiren, uçurmaya mecali hiç kalmamış yokluğu olmuşuzdur belki.
Olduramamış da olabiliriz; sevdanın gem ve gam yemez sandığı hadsiz mutlulukların, çetin ceviz heba edişini...
Dilara AKSOY