Sığ Nokta

Bu sabah sığ bir noktadan yaklaşıyorum sana. Kulaçlar dersen derin ve tehlikeli. Yüzyıldır aynı uğraşla arşınlıyormuşum gibi gemileri, öyle bir havayla uyandım bu sabah. Dokunmaya çalıştığım nokta başkaydı. Ki, sabah sesleri duymayalı uzun zaman olmuştu.

Yalnızca iri dalgaları seviyordum halbuki bir zamanlar. Kıyıda bir muhabbet esnasında hatırlıyordum seni. Ki dalgalar demişken, o özlemin damıtılmışlığında buluyordum yine aynı şeyi. Her şey kıyıya vurabilirdi, evet. Kendimi unutmayı bırakabilseydim eğer, belki düzenli bir yaşam bile sürebilirdim. Yapamadım. Kaygılı ve düzenbaz bir rüzgara tutundum kaldım. Böyle böyle adımlarım seyreliyordu. Görmezden gelmeni anlıyordum elbette. Anlayamadığım bir şey yoktu bu konuda; dalga yorulmuştu kıyıya vurmaktan ve kıyı, dalganın her arşınında biraz daha yıpranıyordu. Bunu da unutabilirdim. Eğer ki unutmak diye bir refleks varsa, bununla da açıklanabilirdi.

Sığ noktaya geri gelirsek.. Bir sonraki adımını bilmediğimden öyle söylüyorum. Sadece kendi ritmini bildiğinden ve beni tüm kışların başlangıcında deli gibi özlediğini bildiğimden. Yanılıyorsam bir pay bırak; doğrunun esiri olma gibi bir niyetle değil ama, yalnızca tek bir ruha bulanmak içgüdüsüyle. Ne ise ne.. Sen yazdıklarımı anlıyorsun ve bu da bana yeter.

Nisan//16

12 Nisan 2016 1-2 dakika 88 denemesi var.
Yorumlar