Şiirlerime Bakış ve Şiirlerimin Kısa Tarihi
Aslında nereden başlayacağımı biliyorum; ama nasıl yazacağımı bilmiyorum. Henüz on sekizindeyken, İzmir hep sıcak bir güne uyanırdı. Lise yıllarımı pek hatırlamak istemezdim. Yine o güzel sabahlardan birinde, bir paket sigarayla tanışacağımı ve Akdeniz'in eşsiz şehri Mersin'den bir güzel sevip; ama hayatın tüm gerçeklerini dershane kızından öğreneceğimi bilemezdim. O gerçekler şiir yazdırmıştı bana. Tıpkı adı gibi renklere boyanmıştım. Gece, ölüm, kadın, yaşamla kavga, ilişkiler, yalnızlık, isyan karmaşasında gidip geliyordu kalemim. Nedense pazar ve pazartesilerine gıcıktım. Bir dost arıyordu yüreğim. O dost Hewal'di. Mısralara şöyle geçmişti.
"Yalnızca ölüm konuş(tur)ur Hewal Anti-tezleri avuçlarımızdadır Sevgilinin saçlarından akar durur kan kirleri solumuzdan Rüzgâr gibi çekip gitmeleri bundandır"
Evet, Ebru bile gitmişti. Diğerleri de öyle... Durmadan yazıyordum, durmadan yazıya düşüyordum. Dışarıdaki hayatın özenirliliği, bana çılgınca gelmemesinden ziyade, beni yansıtmıyordu. Ben olamıyordum öyle. Gezip, tozmaların dışında kendimi veremiyordum geceye, gökyüzüne. Evimdeydi huzur, dört duvarda saklıydı yaşamak... Orhan Pamuk'un nobel konuşmasında değindiği gibi. Kadınlara, sizlere kızdığım için yazıyordum. Yazmayı sevdiğim için yazıyordum. En özel sebepler bunlardı. Hiç olamadığım için sevgililerde, bir başka figürü alarak işlemiştim satırlara. Lamia'nın hikâyesini yazmıştım. Sorsaydın, söylerdim demiştim. Aslında hep bir ukdeydi içimde kalan. Bizi tutman için yaşamı vermeliydin elime söylemi ötekiler içindi. Finalde belirttiğim: Anne olmalısın, sevgiliden önce; bütün aşklarıma göndermeydi.
Onları çok sevmiştim ben. Her şeyden çok belki de... Genç bir kızın vahşice öldürülmesine seyirci kalamazdım. O daha üniversite öğrencisi bir çiçekti. Yaşaması gerekiyordu. Erkeklerini öldürmesi de... En önemlisi sevmesi gerekiyordu. Özgecan, can olmuştu bende.
"Yirmiyi yetmişe sorsaydı, toprağı korku değil, sevmek bilirdi Okların kendisine dayatılmasına ihtiyacı var mıydı ki Okumasını çok görenler varmış ama yüreğinde Kâh sürgündeki kana süpürülüp cennete bin dua ile bir gitmemeliydi Kavgası susturulup, yeni sefil canavara düşerken soluğu Kim bilir kaç anne çıkmıştır ağzından Üşüme tutmuştur babasını Kalpler yorulmuştur çoktan Ağlarken yazıyorken bu satırları Geç kalınmış bir kutlama gibi Tanrının kucağında ninni ile uyuya kaldı Değer kaybeden iyilerin canına erişemiyor sözler Uçurduğu uçuracağı hayatlar vardı da yok oldu şimdi Neyi okşasın, nasıl saçlarından tarasın ince belindeki yollardan Kalçalarından çıkılan göğüslerine değin hangi birini dağlasın Kadın olmak suç mu bu ülkede desin? Suç olduğunu öldükten sonra mı anlasın"
Öldükten sonra anlamış mıdır bilmiyorum ama anlamak için çok geç kalındığı aşikar sanırım. İşte böyleydi benim hayatım. Gerçekleri yazan, kendi gerçeğimi yazan, gerçeği kendi penceremden yazan biri olabilmeyi denedim. Böyle olmak için kendimden çaldım. Şair/yazar olabilmek için, hayata geç kalma riskini göze alabilmelisin dedim. Umarım Özgecan gibi, bazı şeyler için geç kalmam. Ve yine yazarım...