Siyah ile Beyaz - I
-Karanlık, ben bu şehri yalnızca böyle gördüm.
Ellerini uzat küçük, sana bu şehrin bulutlarını göstereceğim. Sen kırlangıç falan bilmezsin, gökyüzünü yalanlanmış masallardan duyar sevmezsin. Önce inanmanın yenilir yutulur bir şey olmadığını öğreneceksin, sonra anneni rahmetle anacaksın çünkü ninniler umutla yazılmış kandırmacalardır.Haydi gözlerini şu küçük çekmeceye bırak.
-Bildiğim, tüm zamanların bir gün bitecek olmasıdır, ben yarını bekleyemem.
Sözlerin yaşlanıyor, gözlerin tükeniyor küçük. Zaman hakkında kalbur derler, üstünde kalan yoktur, doğru, ancak günler batmaya da olsa doğar. Sana yaşlanmayı sevdireceğim. Bİliyor musun, kelebekler de yaşlanırlar kısacık ömürlerine rağmen, bir kozada doğsaydın, ömrünü kısa gördüğün için uçmayacak mıydın? Haddimi aşıyorum, sen kelebekleri de bilmezsin. Öyleyse saçlarını şu kuzey rüzgarına bırak.
-Gölgeler insanı terk etmeyecek tek varlıklardır,o halde feci yalnızız.
Bir de öfkeler, küçük, ve de çizgiler,onlardan kurtulacağını düşünüyorsan yanıldın,ne yazık yalnız kalmayı arzulayabilirdik. Baban sana bir yerine iki göz, iki kulak almış, duyacak çok vaat var, gördüklerinle çıldıracaksın, yine de terk-i nefs sana bahşedilmiş en büyük yalandır. Gölgene sarılmak ve yalnızlıktan yakınmaksa felaket.
-Bana öyküler okuyan ihtiyarlar ölmekte, öyküler, onlar da ölür mü?
Sana ölümsüz öyküler yazacağım küçük, gölgesiz kentlerden kırlangıç kanatlarının seslerinden ibaret, elma şekeri rüyalarıyla ölümü bekleyen ihtiyarların dilinden öyküler. Yeter ki, tanıdığın tüm çocukları kelebeklere inandır. Yazacağım küçük...