Suskun ve Siyah 4
Yeni bir gün, yeni umutlar ve yine güneşin ihtişamla gökyüzünde salınışının ilk anlarıydı. Yola koyulmuştum bile, her zaman ki gibi sessizligim üzerimdeydi. Etrafa bakınırken sadece bir insan dikkatimi çekmişti. Sanırım herkesin rengarenk giyiniyor ama onun da benim gibi sadece siyahlara bürünmüş olmasındandı. Neden bilmiyorum ama bir anda her şeye olan ilgimi kaybettim. Devam ettim umursamazca, istemsizce ve de sanki duygularım alınmışçasına...
Düşüncelerimi kaybediyordum. Aklımda olan naçizane kelimeler kayboluyor, yerini kaba sabaları alıyordu. Kendime şaşırmıştım. Kendimi sorguladım kısa süreliğine ve aklıma iyi seyleri getirmeyi denemeye başladım. Ağacın yapraklarının yeşerdiği, yağmur damlalarının naiflikle yapraklara vurduğu anı yahut bir tohumum toprağı adeta dövercesine parçalayarak büyümesini aklıma getiriyordum.
İş yerine varmıştım. Onca enkazın, acının, hüzünün ve yıkılmanın eşiğinde olan dünyamın dışa yansıması tebessümlerimdi. Biraz tuhaf hissediyordum. Ruhum, sanki bir yere gitmek ister gibiydi. Yalnızlığa mahkum ettiğim neşeli ruhum acaba Janset ile konuştuğumuz o gece zincirlerini mi kırmaya başlamıştı?... Masama oturmadan kendime bir kahve yaptım. Masamda bir kağıt dikkatimi çekmişti. Şöyle yazıyordu:
" Naif bir ruha sahip insan sabırlıdır. Yıkılmayı bilmeyen, kimseye itaat etmeyen, delicesine bir ruha sahiptir." Bunu okudugumda kendimi aklıma getirdim. Sonra birden "ben çıkıyorum" dedim. Daha işe geleli 30 dk gibi bir süre olmuştu...