Takvim Yaprağının Ardındaki Boşluk

Her yılsonu, aynı ritüel tekrarlanır: Saatler on ikiye vurduğunda gökyüzü patlayan ışıklarla dolar, kadehler kaldırılır, dilekler fısıldanır. Bir rakam değişir yalnızca – 2025 olur 2026, 2026 olur 2027 – ve insanlar bunu bir zafermiş gibi kutlar. Sanki o küçük sayısal sıçrama, bütün birikmiş acıları, hataları, adaletsizlikleri silip götürecekmiş gibi. Ama ne değişir gerçekten? Sabah uyandığımızda aynı gökyüzü, aynı sokaklar, aynı yaralarla karşılaşıyoruz. Rakam değişir, insan değişmez.

Bu coşkunun kaynağı nedir? Belki de unutma arzusudur. Bir yılı geride bırakmak, onunla birlikte taşıdığımız yükleri de bırakıyormuşuz yanılsaması verir bize. Oysa zaman lineer değildir; döngüseldir, spiral bir yol gibi kendi etrafında dönüp durur. Her yeni yıl, eski yılın gölgesini biraz daha koyulaştırır aslında. Kutluyoruz, çünkü yüzleşmekten korkuyoruz. Çıldırırcasına eğleniyoruz, çünkü sessizlikte duyacağımız çığlıkları bastırmak istiyoruz.

Gerçek değişim, takvim yaprağında değil, insanın içinde başlar. Bir rakamın sıfırdan bire geçişi değil, kalbin bir kin tortusunu bırakması, aklın bir önyargıyı kırması, iradenin bir alışkanlığı terk etmesidır asıl mucize. Değişim, bireyden topluma, oradan tüm insanlığa yayılmalı ki anlamlı olsun. Topyekûn bir dönüşümden bahsediyorum: Daha az tüketmek, daha çok paylaşmak; daha az konuşmak, daha çok dinlemek; daha az ben demek, daha çok biz diyebilmek. Bunlar olmadan, havai fişeklerin parlaklığı sadece karanlığı bir anlığına gizler.

Ve işte en acı veren gerçek: Gezegenimiz bu sahte yenilenme oyununa artık tahammül edemiyor. Ormanlar yanıyor, buzullar eriyor, okyanuslar plastikle doluyor. Her yeni yıl kutlamasında harcadığımız enerji, attığımız konfetiler, yaktığımız fişekler, bu yükü biraz daha artırıyor. Yer Küre inliyor altında taşıdığı ağırlığın. Biz ise hâlâ bir rakamın değişmesini kutlayarak kendimizi kandırıyoruz.

Belki de yeni yılın anlamı burada yatıyor: Bize her seferinde bir şans daha verildiğini hatırlatması. Ama bu şansı, rakamları değil kendimizi değiştirerek değerlendirmeliyiz. Yoksa bir gün gelecek, takvim yaprakları dönerken altında ezildiğimiz şey, sadece zamanın ağırlığı değil, kendi vicdansızlığımızın ağırlığı olacak.

O zaman belki anlarız: Gerçek kutlama, sessizce başlayan bir iç dönüşümde gizlidir. Bir insanın “bugün farklı olacağım” demesinde. Bir toplumun “artık yeter” diye ayağa kalkmasında. Ve bir türün, gezegenine karşı borçlu olduğunu kabul etmesinde.

Yeni yılınız kutlu olsun – ama lütfen, gerçekten yeni olsun.

01 Ocak 2026 2-3 dakika 57 denemesi var.
Beğenenler (2)
Yorumlar