Uçurumun Kıyısında Bir Ülke

Bazı yaralar vardır, derine işledikçe kanamaz; sadece içten içe çürütür. Türkiye’nin bugün yaşadığı tam da böyle bir yara. Adını koymak kolay: gelir adaletsizliği ve enflasyon. Ama acısını anlamak için sokakta yürümek, pazar tezgâhlarında insanların yüzüne bakmak, otobüste sessizce dinlemek gerek.

Bir tarafta, servetini katlayan ve sayıları parmakla sayılacak kadar az olan bir kesim… Diğer tarafta, her ay sonunu getirmeye çalışan milyonlar. Dolar milyarderleri listesinde 19. sırada olmak bir ülkenin övünç kaynağı mı, yoksa utancı mı? Cevabı, artık boş cüzdanlar veriyor.

Orta sınıf, bu ülkenin bel kemiğiydi. Şimdi, incecik bir ip gibi gerildi, yavaş yavaş kopuyor. Mühendisler, öğretmenler, hemşireler… Eskiden gelecek planları yaparlardı; şimdi tek hayalleri, ay sonunu borçsuz görebilmek.

Enflasyon sadece fiyat etiketlerini değiştirmiyor. İnsanların birbirine olan güvenini, geleceğe dair umudunu, hatta dostlukların samimiyetini de eritiyor. Kimse yarına söz veremiyor artık. Ve en acısı, değerlerimiz yavaş yavaş elimizden kayıyor: Liyakat yerini torpile, dayanışma yerini bireysel kurtuluşa bırakıyor.

Bu düzen sürdürülebilir değil. Tarih, gelir adaletsizliğinin çığ gibi büyüdüğü her toplumun bir gün o çığ altında kaldığını yazar. Biz hâlâ yol yakınken durabilir miyiz? Yoksa hepimiz, farkına varmadan, uçurumun kenarında mı yürüyoruz?


12 Ağustos 2025 1-2 dakika 49 denemesi var.
Beğenenler (4)
Yorumlar