Unutma Her Son Bir Başlangıcın Habercisidir
Bazen insanın yeniden doğabilmesi için, içinde taşıdığı eski hayatı sessizce toprağa gömmesi gerekir. Çünkü her yeni başlangıç, aslında bir vedanın ardından filizlenir. İçinde hâlâ acısı taze olan hatıralarla yürümeye çalıştığında, adımların ağırlaşır, nefesin daralır. O yüzden önce kabullenmek gerekir; biteni, kırılanı, artık sana ait olmayanı. Çünkü bazı şeyler ne kadar çok tutulursa o kadar çok can yakar.
İnsan en çok da vazgeçemediği şeylerde kaybeder kendini. Oysa bazen kaybetmek değil, bırakmak kurtarır. Eski defterleri kapatmak, unutmak değildir aslında; sadece hatıraların seni esir almasına izin vermemektir. Her sayfada biraz kendinden eksildiğini fark ettiğinde anlarsın ki, o defter artık seni büyütmüyor, seni küçültüyor. Ve bir noktada, o defteri kapatmak bir tercih değil, bir zorunluluk olur.
Yeniden dirilmek dediğin şey, bir mucize gibi dışarıdan gelmez. İçinde sessizce başlar. Önce kendine dönersin, aynaya bakarsın ve tanımadığın bir yüzle karşılaşırsın. İşte o an başlar gerçek değişim. Çünkü insan, en çok kendine yabancılaştığında anlar dönüşmesi gerektiğini. O yüzden o yabancılığı reddetmek yerine, onunla yüzleşmek gerekir. İçindeki kırıkları kabul ederek, kendini yeniden inşa etmeye başlarsın.
Kolay değildir. Eski alışkanlıklar, eski sevgiler, eski acılar… Hepsi kapını çalar durur. “Beni unutma” der gibi. Ama sen bilirsin artık, her kapıyı açmak zorunda değilsin. Her çağrıya cevap vermek, her geçmişe geri dönmek zorunda değilsin. Çünkü büyümek biraz da susmayı öğrenmektir. Bazı duygulara mesafe koyabilmektir. Ve en önemlisi, kendini seçebilmektir.
Yeni bir sayfa açmak istiyorsan, önce elindeki kalemin mürekkebini değiştirmelisin. Eski duygularla yazılan hiçbir cümle, sana yeni bir hikâye sunmaz. O yüzden önce içini temizlemelisin. Kırgınlıklarını, pişmanlıklarını, “keşke”lerini… Hepsini tek tek bırakmalısın. Çünkü içi dolu bir kalp, yeni bir başlangıca yer açamaz.
Ve sonra bir gün, fark etmeden değiştiğini görürsün. Eskiden seni paramparça eden şeyler artık sadece bir anı olur. Eskiden gözyaşı döktüğün yerlerde şimdi sessiz bir huzur hissedersin. İşte o an anlarsın; gerçekten yeniden doğduğunu. Çünkü artık geçmişin seni tanımlamaz, sadece sana ne kadar güçlendiğini hatırlatır.
Unutma, her son bir başlangıcın habercisidir. Ama o başlangıç, eskiyi gerçekten geride bırakabilenler içindir. Kapanmayan defterler, yarım kalmış hikâyeler, söylenmemiş sözler… Hepsi içinde bir yük olarak kalır. Ve insan o yükle ne kadar yürürse yürüsün, aslında hiç ilerleyemez.
Bu yüzden bazen gerçekten ölmek gerekir; eski halinle, eski düşüncelerinle, eski kalbinle. Ve sonra küllerinden yeniden doğmak… Daha güçlü, daha sakin, daha kendin olarak. Çünkü hayat, aynı hikâyeyi tekrar tekrar yaşayanlara değil, cesaret edip yeni bir hikâye yazanlara kapılarını açar.

