Üstel Bakışla Bir Uygarlık 18

Şura 7 / ve enam 92 de, belirtildiğine göre; Hz Muhammed'in görevi, ilk başlangıçtaki amacı ve ideolojik hedefi; ?Şehirlerin anası olan Mekke'yi uyarma' ödevidir. Sevgili Muhammed bu hedfle kalmayacaktı. MS. 630'da Mekke'yi almasıyla başlayan ve 2,8 yıl kadar sürecek olan ömrü boyunca hep hedefini büyütmüştür. Bu da doğaldı. İlerinin daha ilerisi ilkesi gereğince, yasin 7/ zuhuruf 43-44'e göre önce 'Mekke çevresindeki Arap'lara' ve sonrada 'tüm Arap'lara' ve sonrasında da;'Eyühel nas-merhaba dünya, merhaba insanlar' diyerek tüm insanlığa çağrıda bulunacaktı.

Yani güzide insan, başlangıçta ne devleti, ne insanlığı, ne ekonomiyi hedef almıştır. Sadece bir erdemler uyarıcısı olaraktan haldeki hanifdeşleri gibi kabilesini uyarmaktı. Her gün tek ayak üstünde çarşıda pazarda, sokakta kırk yalan söyleyen, güncel ahlaksız tutum ve davranış içinde olan insanların, hak gaspı edişlerine değin karşı duruşla ve sosyal yaşamın ve de toplumunun; güncellemecisi olaraktan, kabilesi Kureyş'e seslenmişti.

Yaptığı yenilik ve devrimci adım uygarlık ve uygarlaşma için birçok kaçınılmaz olumsuzluk adımlarına rağmen, temel ve dâhice bir adımdır. Çağın, yepyeni; bir ittifaklar sistemi olarak süreçleşecek ideolojisidir. Coğrafyalar arası feodal ittifaklar, ideolojik koalisyonlar birliğine gidecek, bir devlet geleneği olmayan yapıdan, yoktan bir var oluştur. Bunu görmek, bu hakkı saygı ve gıpta ile teslim etmek gerekir. Hala Dünya'nın nüfus olaraktan 1,5 milyarını, yani Dünya nüfusunun 1/5'ini, aidi kılmış bir başarıdır.

Devlet yapısı; silahlı gücün dışında, zaten önceki yapıda, böylesi bir merkezi otoriter yapıya dek gelenek kırıntısının bulunmayışı, merkezi otorite teamüllerinin olmayışı, Hz Muhammed'in karşılaştığı ve ikame etmekte çok zorlandığı bir mücadele azminin gayret ve bilinç başarısıdır. Devlet gibi bir yapı geleneğinin, eğer sizden önce bir örneği yoksa, bunu ancak siz, belki de üç biçimde sağlama şansına sahip olabilirsinizdir.

Ya zamanla deney ve tecrübelerinizi biriktirip kurallaştıracaksınız. Ya da Arap coğrafyası dışı unsurları fetih ettiğinizde, onların geleneklerini içselleştireceksiniz. Ya da çevredeki Bizans, Sasani ordu birliklerini inceleteceksiniz. Bu üç halin de, daha Hz Muhammed zamanında olmayacağı açıktır. Dahi kişilik, Hz Muhamed'in kendi eli ile kurup, hemen sonrasında yavaştan yavaştan kurumsal işleyecek ümmet devletinin kurulmasını görememesi, belki de en büyük şanssızlığıdır.

Hz Muhammed'in damadı ve halifelerin en zengini olan Osman, önce devletin ideolojik (etik) normlarını yorumladıkları Kuran'ı Kerimi tekrar derletti. Kendisinden önceki, Ebubekir ve Ömeri'in bu konudaki girişimlerine rağmen yine de standart hale getirdi. Bu kuran'ı standart halle kılış, Emeviler ve Abbasiler döneminde de başvurulacak bir yol olmuştu. Kuran aidiyetliği devletin dayanak çıkış yeridir. İdeolojik, yasal, meşruiyetçi oluşunun, kesin kaynak ve ümmet temelinin doğuş noktası kurandır.

Siz bir dinamiği doğmalaştırırsanız, her doğma olan gibi onun da bir tek olacağı şey vardır. O da pranganız olmasıdır. Ne var ki doğmalar doğal olarak tek başına ihtiyacı karşılamaya yetmiyordu. Bu yüzden önce Osman döneminde, başka kaynaklara doğru yönelindi. Çünkü yukarıda belirtilen 30 yılık sürede islamın hızla ve çok farklı coğrafyalara yayılışı, yeni devletin kurumsal yapılarının tecrübe ile gelenekleşmesine, hiç izin vermeyecek şekilde hızlı akıyordu. Ve zaman, bu tür oluşmaya zaman tanımamıştı.

Devletin bir fetihçi devlet ve fetih gelirlerine dayalı devleti oluşu da, sizin dogmatik yönetme ilkelerinizi yerli feodal ilişkilerden kopyalamanızı, alıntı yapmanızı; zorunlu kılmaktadır. Tarihi beliriş gerçeklik budur. Yavaş yavaş süreçle yapılaşan İslami gelenek, sonradan özelliklede Selçuklular'da, Osmanlı gibi yapılara aktarılan bir zenginlik olacaktı.

Oysa İslam imparatorluğu yarı İslam ideolojili ve feodal koalisyonlar ittifaklı düzenlenişinlerinden ötürü feodal yapılı, işgal toprakları yönetim şeklini kopya edişlere kendinden birşeyler vererek zamanını demlenen, bu nedenle de alabildiğine zenginleşen, yapı oluşmalıydı. Ve geleceğe miras olacak bir süreçtir.

Şu da bir gerçektir, İslami coğrafyanın yayıldığı alan, ekonomice ve yönetimin düzenlenişi bakımından, Arap gelişmesinden ileri idi. Sizin bu kurumsal yapılaşmayı almamanız demek sizin sönümlenmenizişinizin bitikliği demektir. Aksine fetih coğrafyasını kendi işleyişiyle ve sizin düzenler olmanızla faal tutar oluşunuz, bu işleyişi almanız demek, sizin de o gelişmişlik seviyeyesin de, gelmiş olmanızı da, zorunlu olarak ön görürdür.

Bu güncel gelişmişlik seviyeyi alma gelişmesi başlamıştı. Hem de, daha önceki düzenlenişlerle Bağdat'ın kurulmuş olması, Arap yarım adasından kopuşun, Bağdat'ı yeni başkent yapılması tercihi ile başladı. Bu siyaseten Arap teammüllerinde kısmen gerileyişti. Coğrafyanın Araplaşan yerleşimi ile yeni ittifak birliklerinin, coğrafya genişlemesine entegre oluşuyla, ansızın başlamıştı bile. Yasa buydu. Isı, yani enerji; farkı çok olandan, az olana doğru akıyordu.

Değişme ve entegre, sizin elinizde değildi. Siz bu yapılanışa göre alıntılamalarla kendi kurumlaşmanızı düzenleyen becerikliliği yapıyordunuz o kadar. Dünya'nın her yerinde bu böyle idi. Bu kuraldı. Tüm yönetenlerin aptal olmadıkları sürece, fazla da bir zekâya da gereksinimleri belki de yoktu.

Yeterki akışa karşı olmasındı. Yönetim, nesnel biçimlenişle, hem sizden öncenin geçerli kurallaşan kolektif geleneği idi, hem de; şimdinizin kolektif bir bilinç işi ile tecrübeleşen, ilişkileşen, bir size danışmalık idi. Siz bunun plân, proje ve düzenlemesini, sosyal ve toplumsal paylaştırımlarını hukukunuza göre yapacaktınız.

İmparatorluğun âli çıkarları ve girilen yolun gerekleri; islamın ilk koyduğu kural geleneklerle çatışmaya başlamıştı. Örneğin, islamın bir kurumu olan öşür vergi türünün yanına, bir Sasani kurumsal geleneği olan cizyeyi de katmış olmasıyla, İslami ideolojinin içine alınması; geleceğe de aktarılacak bir kopya alıntılama, verimlilik olmuştu

15 Eylül 2010 5-6 dakika 1084 denemesi var.
Yorumlar