Utanmak Hâlâ Mümkünken

Utanmak Hâlâ Mümkünken



aşağıdan konuşan bir sesle başlamak gerekir. çünkü çağımız yukarıdan konuşan her şeyi çoktan harcadı. gök artık bir vaaz kürsüsü değil. paslanmış bir tavan üstümüze doğru eğilen eski bir fabrika çatısı. insan bu çatı altında yürürken omuzlarına yağan yalnızlığı kar sanıyor önce. sonra fark ediyor ki bu beyazlık üşütmüyor uyuşturuyor.

dünya uzun süredir aynı cümleyi tekrarlıyor. cümle değişmiyor sadece ton yükseliyor. bir çan her gün aynı saatte çalıyor ama kimse saatin kaç olduğunu sormuyor. çünkü saat sormak hâlâ yaşamak istediğini itiraf etmektir. oysa biz yaşamakla ölmek arasındaki farkı çoktan bir sloganın ucuna bağladık. dillerimiz kalabalık kelimelerimiz obez anlam ise açlıktan ölüyor.

insan dediğin artık bir metafor değil yorgun bir eşya. bir vitrine bırakılmış üstüne fiyat etiketi yapıştırılmış bir iç organ. kalp dekoratif bir nesneye dönüştü. camın arkasında atıyor ama kimse duymuyor. kulaklarımız var evet fakat işitmek başka bir iklim işi. biz daha çok bakıyoruz. bakmakla yetiniyoruz. kuşların sinekleri seyretmesi gibi hareket var merhamet yok.

her çağ kendi karanfilini taşır cebinde. kimi kan kokar kimi tören. ama hepsi kırmızıya çalar. karanfil burada bir çiçek olmaktan çok unutmanın zarif biçimidir. bir yakaya iliştirilir sonra unutturur. ölüm bile estetize edildiğinde acı uslu durur. biz de uslandık zaten. uslandıkça taşlaştık. taşlaştıkça alkışlandık.

geceler artık eskisi gibi kararmıyor. çünkü karanlık gündüze taşındı. neon ışıkları altında büyüyen bir gece bu. günahlar flüoresan vicdanlar düşük voltaj. insan aynaya baktığında kendini değil kendisinden geriye kalan reklamı görüyor. ve bu reklam sürekli aynı şeyi fısıldıyor normal bu. oysa normal çağımızın en tehlikeli uyuşturucusu.

bir zamanlar söz yaraydı. şimdi pansuman. bir zamanlar şiir kanardı. şimdi steril. oysa hâlâ içimizde bir yerde kimsenin adını koyamadığı bir sızı var. o sızı ne ideolojiye sığıyor ne inanca. bir çocuğun uykusunda sayıklaması gibi anlamsız ama hakiki. işte insanlık dediğimiz şey belki de hâlâ orada kelimelerin sustuğu yerde titreyen o çıplak ses.

bizi kurtaracak olan büyük fikirler değil artık. onlar çoktan kürsülere çıktı ve orada çürüdü. belki de kurtuluş küçük bir jesttir. bir susuş bir bakış bir geri çekilme. belki de insan yeniden insan olmak için biraz eksilmelidir. gürültüden kesinlikten kibirden eksilmelidir. çünkü fazlalıklar çağında yaşıyoruz. ve en büyük yoksulluğumuz anlam.

zaman bir deniz kıyısıysa biz dalgaya değil geride kalan ıslaklığa bakmayı öğrenmeliyiz. çünkü dalga gösterişlidir ıslaklık sessiz ama kalıcı. bugün her şey bağırıyor. belki de en devrimci hareket fısıldamaktır. belki de hâlâ bir yerlerde geceyle buz arasında yere düşmüş bir şiir vardır. kimse görmemiştir. ama dünya hâlâ onun üstünden yürümektedir.

ve belki de bütün mesele şudur. insan kendini kurtarmayacak. ama kendinden utanmayı yeniden öğrenirse bu utançtan bir merhamet filizlenebilir. karanfil tekrar çiçek olur mu bilmem. ama kanın her zaman kırmızı olmak zorunda olmadığını hatırlarsak belki gece biraz çözülür. belki buz suya dönüşür. belki de sadece şunu söyleyebiliriz sessizce.

henüz bitmedi. çünkü henüz utanabiliyoruz.

14 Ocak 2026 3-4 dakika 74 denemesi var.
Beğenenler (2)
Yorumlar