Yüreğe Yakın Akıldan Uzak Bir Yabancı



İnsan, kalbinin kapılarını birine sonuna kadar araladığında, aslında dış dünyanın gerçeklerine karşı pencerelerini de bir o kadar sıkı kapatıyor. Sevgi, kusurların üzerine çekilen ipek bir örtü değil; bazen hakikati kendi rengine boyayan puslu bir aynadır. O aynanın karşısında diz çöker, sadece görmek istediğimiz o masalsı sureti kutsarız. Ruhun köşeli yanları, o keskin yanlışlar ve hayal kırıklıklarının habercisi olan çatlaklar, sevginin yoğun dumanı altında eriyip gider.


Bakmakla görmek arasındaki o uçsuz bucaksız uçurumda, çoğunlukla en sevdiklerimizin kıyısında kayboluruz. Bizler sadece "bakıyoruz"; bakmak sığ bir kıyıda gezinmektir, görmek ise o derin ve karanlık suya dalma cesaretidir. Ta ki o suyun soğukluğu içimize işleyene, bizi bir cam kırığı gibi dağıtıncaya kadar bu gönüllü körlüğü sürdürürüz. Oysa kırılmak, ruhun en berrak uyanış ayinidir; dağılan parçalarımızı toplarken avuçlarımıza batan o sızı, bize nihayet "bakmayı" değil "görmeyi" öğretir.


Hayat, rastlantıların savurduğu yapraklar değil, kendi ellerimizle attığımız düğümlerin toplamıdır. Kader, biz tercihlerimizi yaparken sessizce kalemini oynatır. Kimi baş tacı edeceğimizi, kimin uğruna gözlerimizi mühürleyeceğimizi biz seçeriz. Yaşadığımız her bozgun, aslında kendi irademizin duvara çarpan aksıdır. Bu farkındalığın sancısı ağır, yükü dertlidir; ama bu sancı, insanın kendine verebileceği en haysiyetli uyanıştır. Bu uyanışın ardından gelen o buzdan yabancılaşma ise kaçınılmazdır...

İnsan, bir zamanlar canından bir parça sandığının artık yüreğinin atışını tanımadığını dehşetle fark eder. Bir ismi canlandıran, ona ruh üfleyen şey, o ismin bir başkasının dilinde nasıl çiçeklendiğidir. Eğer bir sesin tınısı artık o isme değmiyorsa, kelimeler boşlukta yankılanan ölü seslerden ibarettir. İnsan bazen en yakınına ve dert ortağına bile yabancıdır. Yüreğine yakın ama aklından fersah fersah uzak kalarak. En sıcak tesellilerin bahanesi olan o güçlü samimiyet bile eksik kalır; yollar artık bir bardak çayın deminde buluşmaz. Aynı buğuda kaybolmaz bakışlar, aynı dumanla ısınmaz utangaç eller. Nihayetinde fark etmek, kendi seçimlerimizin kefaretini öderken gözlerimizdeki o mühürleri söküp atmaktır. Artık sadece bakmak için değil, hayatı tüm çıplaklığı ve tüm kederiyle "görmek" için yeniden ayağa kalkma vaktidir.
Gülşen Polat

27 Mart 2026 2-3 dakika 33 denemesi var.
Yorumlar