Yüreğin Dilsiz Davası


***

Meğer Dünya'dan alacaklıymış yüreğim. Eksik bırakılmış sevinçlerin, yarım kalmış sarılmaların, adı hiç konmamış vedaların hesabını tutuyormuş sessizce.

Duvarlara pişmanlık çivileri çaktım, her gece bir ömrün pasını kazıdı avuçlarım. Sonra fark ettim ki, o çivileri çaktığım duvarlar aslında bendim. Her darbede canı yanan, her sızıda biraz daha eksilen yine bu yorgun hafızaydı, avuçlarımda biriken o pas, geçmişin değil, yaşanamamış anların ağırlığıydı aslında.

Şimdi soruyorum kendime, hangi mahkemenin kapısını çalsa bu yürek? Kime desem ki "Bana borçlusun hak edilmiş tebessümleri" kime.. kime sorsam yüzünü çeviriyor zaman. Hangi kapıyı çalsam, ardında sadece kendi yankım yankılanıyor.

Meğer adalet dedikleri bu Dünya mülkünde hiçbir faniye uğramamış bir gölgeymiş.

​Şimdi bir enkazın ortasında, elimde kırık bir teraziyle kalakaldım.Bir kefesinde yaşanmamışlıklar, diğer kefesinde verilmemiş hesapların ağırlığı. Terazi dengede durmuyor, çünkü gidenlerin boşluğu hiçbir sitemle dolmuyor.

​Anladım ki, bu davanın bir hakimi yok. Ne Gökyüzü dile gelip haklılığımı onaylayacak, ne de o yarım bırakanlar geri dönüp borçlarını ödeyecek. İnsan, kendi mahkemesinin hem sanığı, hem tanığı, hem de infazcısı oluyormuş en çok. 

​Yoruluyor yürek ,gelmeyen adaleti beklemekten, hiç açılmayacak kapıların eşiğinde nöbet tutmaktan yoruluyor. Bakıyorsun ki ne o eksik bırakılmış sevinçler geri geliyor, ne de o yarım kalmış sarılmalar tamamlanıyor. Dünya, arsız bir tüccar gibi, aldıklarını hiçbir zaman iade etmiyor.

​O zaman anlıyorsun ki en büyük haksızlığı, geçmişin hesabını bugüne ödeterek yine kendine yapıyorsun. Şimdi derin bir nefes alıp o ağır hesabı kapatma vakti. Varsın borçlu kalsın bu Dünya bize. Varsın adı konmamış vedalar, birer faili meçhul gibi kalsın geçmişin tozlu sayfalarında. Biz o alacaklardan vazgeçtikçe özgürleşeceğiz.

​Çünkü insan ancak sırtındaki o eski bavulu yere bıraktığında gerçekten yürümeye başlayabiliyor. Yüreğin o dilsiz davası bitti. Mahkeme salonunun ışıklarını söndürüp kapıyı arkadan çekip çıkma zamanı.Kendi Gökyüzü'nde, kendi Güneş'ini yeniden doğurmak zamanı.

Çünkü kapıyı çekip çıktığında anlıyorsun ki, dışarıda akan hayatın senin tuttugun hesaplardan haberi yok. Ağaçlar yine çiçek açıyor, yağmur yine kayıtsızca yağıyor ve zaman senin canının yandığı yerlerde durup beklemiyor. Dünya unutanların yeridir, bunu en çok canı yananlar bilir. 

Şimdi o mağrur alacaklı maskesini yüzünden indiriyorum. Eksik kalmış ne varsa, onu bir eksiklik olarak değil, beni ben yapan birer yara izi olarak kabul ediyorum. Zira insanı olgunlaştıran, tam kapandığı sanılan ama her rüzgarda sızlayan o kırık dökük hikayeleridir.

​Geriye dönüp bakmayacağım artık. Kimde neyim kaldıysa, kim bende hangi hakkını bıraktıysa helal olsun bu ömre. Ben artık o karanlık adliye koridorlarında hakkını arayan o kırgın çocuk değilim artık. Yüreğimdeki o dilsiz davayı beraatle değil, bir vazgeçişle taçlandırıyorum. Çünkü bazen en büyük zafer, savaşı kazanmak değil, o savaş meydanını arkana bakmadan terk edebilmektir.

Yüreğimin alacak defterini ateşe veriyorum şimdi. Küllerinin rüzgarda savruluşunu izlerken, içimde ilk defa bu kadar derin bir hafiflik hissediyorum. Haklı olmak istemiyorum artık, sadece huzurlu olmak istiyorum. Borcun da yok, alacağın da Dünya. Hesap kapandı, bir borç senedi yok elimde.

İçimde bir yerlerde, o eski mahkemenin yıkıntıları arasında küçük bir fidan filizleniyor şimdi. İçimdeki o küçük fidan, her adımda biraz daha kök salıyor yalnızlığıma. Önümde uzanan, henüz tek bir satırı bile yazılmamış, hesapsız ve alabildiğine özgür bir yol var. O yolun sessizliği, ayaklarımın altındaki toprağın serinliği,yukarıdaki uçsuz bucaksız maviliği. Rüzgar yüzüme çarptıkça içimdeki o fidan dallanıp budaklanıyor.

​Artık geçmişin o tozlu adliye koridorlarında yankılanan sesim sustu. Şimdi bu yolda sadece rüzgarın fısıltısı, Kuş'ların şarkısı ve kendi kalbimin hafiflemiş ritmi var. Adımlarım hızlanmıyor, bir yerlere yetişme telaşım yok. Sadece bu serinliğin, bu sessizliğin tadını çıkarıyorum.

​Çünkü ilk defa bir başkasının bana vereceği sevinçlerin peşinde değilim. Kendi yolumu, kendi Gökyüzü'mü adımlıyorum. Eksik bırakılan ne varsa geride kaldı, ben bugün burada, bu sonsuz maviliğin altında nihayet tamamlanıyorum, ışığa doğru, kendime doğru...

Ve işte bir gün, o derin sessizliğin içinden geçerek kendine ulaşıyor Ìnsan..



sevay

09 Temmuz 2026 4-5 dakika 18 denemesi var.
Beğenenler (1)
Yorumlar