Âb-ı Ahmar
- uzat bana dilsiz yüreğini dedi kadın biraz kekeme
- göğünde gizlidir bilmez misin diye yutkundu adam
- ben yıldızları öpemem yakar dudağımı... diyemedi kadın
sözlerim geceyi kurşunlayan eşkıya
suçlusu senden yadigâr kimliksiz uykularım
kirpiğimden süzülür buzul şafak sancısı
savaş mağduru yorgun yüreğim telaşlı
ertele gidişini şimdi vuslatın sırası
- uzat bana esmer ellerini dedi kadın dilleri yoksul
- toprağa salınır görmez misin diye öykündü adam
- ben ölmeyi beceremem nasıl toprak olayım... demeliydi kadın
avlumda erken ölümlerin hançer yarası
allara bezediğim mendilimde ayrılık imlâsı
devrik bir cümleyim ezberim dünlerden yitik
sinemde ayrık otları acının ab-ı bekâsı
salınır zemheri gecede yoksunluğum sofrası ezik
- uzat bana yosun kokan saçlarını dedi kadın
- bulutlarda saklıdır anlamaz mısın diyecekti adam mecâlsiz
- hep kuraklığı yaşadım yağmuru bilmedim ki... diye sustu kadın çaresiz
sokaklarda dağıtılan afiş renginde saçlarının yankısı
tel örgülü yasak bahçelerde çivilere takılan
devrim yazıları kadar yasak ve unutulası
kurak mısır tarlasında nasırlı işçi elinde kavrulan
emek gibi akar her telin yağmur sonrası
- uzat bana hüzünbaz gözlerini dedi kadın
- nehirlere verdim duymaz mısın diye iç çekti adam sualsiz
- ovalarımda başaklar tükenir göremem ki... dedi kadın sebepsiz
yalnızlığım serpilir kedersiz sokakların koynuna
ıslak kuytularda sessizce bekler ölmek ağrısı
yüzümde ayrılıklardan kalma aynaya bakma alışkanlığı
anlatılmamış hikayelerim hiçlenen dilimin pası
bırak gazel olup düşsün toprağa sarı sonbahar sevdası
- git dedi kadın ağlıyordu parmak uçları
- kalmam demişti adam toprağı deldi bakışları
gitti
yitti
yitirdi her şey anlamını...