Ak Teke Ne Anlattı Bize
Boynuzunda saklı olan akıbet
Gece çökmüştü dağlara, susmuştu bütün cihan,
Kara orman içinde yürürdü ak bir hayvan;
Alnında iki boynuz, gözünde kadim zaman,
Sanki gökten inmişti bozkıra Ak Teke o an.
Kayadan kayaya vurdukça sert tırnaklarını,
Göğe doğru uzatırdı altın boynuzlarını;
Sanırdı ki korur onu dünyanın kötülüğü,
Bilmezdi kendi gücünün taşıdığını ömrünü.
Kim bana erişebilir, kim önümde durabilir?
Bu boynuzlar elimdeyken hangi düşman yürüyebilir?
Ben dağların oğluyum, göğün altında büyüdüm;
Kendi kudretimle ben nice fırtınalar sürdüm.
Böyle dedi Ak Teke, gece onu dinledi,
Rüzgâr sustu, yıldızların ışığı titredi;
Lakin kadim bir sır vardı dağın taşında:
Her kudret bir imtihandır, her güç kendi başına.
Çünkü insan da böyledir, Teke de böyledir,
Kendi ördüğü kalede bazen kendisi esirdir;
Düşmana karşı kaldırdığı kalkan gün gelir,
Kendi göğsüne çevrilir, kendi yarasını verir.
Bir gece boynuzuna kızıl bir dal dolandı,
Sessizce beyaz gövdesinden yere kan damladı;
Teke dönüp baktığında gördü kendi yarasını,
İlk defa fark etti taşıdığı gücün hatasını.
O an göğe çevirdi yüzünü, sustu uzun uzun,
Ay vurdu boynuzuna, karardı gölgesi uzun;
Sanki uzaklardan bir ses geçti dağlardan:
Ey can, düşman arama; bazen yara gelir senden.
Sen kendini korurken kendini yaralarsın,
Korktuğun bütün sonu kendi elinle hazırlarsın;
Büyüklüğü güç sanıp nefsine taht kurarsan,
Bir gün kendi tacının altında mahvolursun.
Ak Teke başını eğdi, sustu gurur içinde,
Bir başka hakikat doğdu o gecenin derinliğinde:
Beyazdı bedeni ama gölgesi siyahtı yerde,
Demek ki nur da saklanırmış karanlığın içinde.
Kızıl çiçekler açmıştı yarasının yanında,
Sanki ölümle hayat buluşmuştu aynı anda;
Anladı ki zulüm de masumiyet de bir sırdır,
Her karanlıkta bir ışık, her ışıkta gölge vardır.
Diken güle yaslanır, gül dikeni saklardı,
Ateş hem ısıtır hem yuvasını yakardı;
Kılıç hem mazlumu korur hem zalime dönüşürdü,
İnsanın elindeki güç, niyetine göre yürürdü.
Ey insan, sen de bir gün kendi dağınla kalırsın,
Taşıdığın bütün yükle kendinle hesaplaşırsın;
Dışarıda düşman arayıp dünyayı suçlarken,
Belki de en büyük savaşı kendi içinde yaşarsın.
Zira kader yalnız gökten yazılan bir hüküm değil,
İnsanın attığı adımlardan örülen bir yoldur, değil mi?
Bugün kendini savunduğun o taş duvar,
Yarın çıkamayacağın bir zindana dönüşebilir.
Ak Teke yeniden yürüdü karanlık dağlara,
Boynuzlarını artık kibirle değil, dua ile taşıdı;
Çünkü anlamıştı sonunda hayatın sırrını:
İnsanı düşmanından önce kendi nefsi sınar.
Ne güç sonsuzdur artık, ne büyüklük ebedî,
Ne taç kalır başında, ne de hüküm sürer daimî;
Dağ bile aşınır zamanla, taş bile düşer yerinden,
İnsan ancak kendini yenerse kurtulur kendinden.
Sabah sökün etti karanlığın ardından,
Ak Teke kayboldu sislerin ve dağların ardından;
Geride yalnız boynuzlarının gölgesi kaldı,
Bir de bozkırın kalbine işlenen şu söz kaldı:
Kendine hükmedemeyen dünyaya hükmetse ne fayda,
Kendi ateşini taşıyan yanar sonunda o ateşte.
Sanma ki her güç seni felâketten kurtarır;
Bazen seni koruyan şey, sonunu da hazırlatır.
O günden beri rüzgâr dağlarda eserken,
Bir Ak Teke geçer sanki gecenin içinden;
Boynuzları göğe, gölgesi toprağa düşer,
Ve kadim bir sır fısıldar insanın kalbine:
Masumiyet içinde zulüm, zulüm içinde nur vardır;
Her başlangıcın içinde bir son, her sonun içinde yol vardır.
İnsan kendi akıbetini ellerinde taşır;
Kendi gücünü bilen kurtulur,
Kendi gücüne yenilen yıkılır.