Bir Çember Masalı
Uzun zaman önceydi
Sen pamuk helva kadar pembe
Ben bir fidan kadar tazeydim
Feleğin çemberinden geçmeden önce...
Veda edip gittiğin
O fırtınalı günü hatırlıyor musun?
Yağmur farkında olmadan
Bir balkonda yan yana asılı duran
İçi boş elbiselerimizi ıslatmıştı
O kadar gerçekti ki duruşları
Aldanmaması imkânsızdı
Gecenin ayazını yırtan martı sesiyle
Kendime geldim bir anda...
Yıldızlara tembih ettim yine
Ücra bir semte saklanmış bir hastanede
Tek kanat camın yanındaki yatağımda
Sana şiirler yazdığımı söylemesinler
Halimi sana anlatmasınlar istedim
Ağustosu devirdi bu sene de ömür...
Eylül kim bilir ne getirir neler götürür?
Doktor hemşireye söylerken duydum;
Gönlünü hoş tutun, diyordu.
Oh ne âlâ... Ne âlâ...
Hâlbuki bilmiyor beyaz önlüklüler
Sevdayı tanıdığımdan beri
Ben zaten bir hoşum...
Olmasan da yanımda
Ben sevginle sarhoşum...
Biliyor musun can suyum,
Bu beyaz önlüklüler sevgiyi bilmiyor,
Sevdayla hiç karşılaşmamışlar?
Kaşlar hep çatık, eller hep yumruk...
Nereden biliyorsun diye sorma bana
Her ne kadar zorlanmış olsak da
Biz feleğin ateş çemberinden geçmişiz gülüm
Sorun şu ki...
Girdiğimiz çemberden çıkamamış
Girdabında seyrelttiğimiz acılarımızla
Gözümüzde dinmeyen sıcacık yaşlarımızla
Bu ateşi yorgan etmişiz üstümüze...
Soğuk yalnızlık mevsiminde
Sensizlikten üşümeyelim diye...
Beşiktaş, 04092009