Biraz Daha Sen
ben yolcuyum
biliyorsun,
kırılıp kapılarım
alındım kolumdan bir karanlıkta,
kaldırıldım sıcak çayının buharı üzerinden,
kaldırımlardan üzerimize koşarak
tozlu süpürgesiyle
yüzümüzden coşkun gülümsemeyi silerken
soğuk sabah rüzgarı,
sürgün yedim
biliyorsun...
görmemeliydin o halimi hiç,
kansız ve ağrısız
çekip sökmeliydim
çoktan
içerimden seni,
yokluğun derin yarası bilinmesin diye hiç
olmadı...
sövmeden pişmanlıklarıma
ve yaşanmışlıklarıma,
of derim hep
of,
bu yolda duman çoktur
olsun,
yürekte
biraz
daha
sen
olsun...
bekleme
serhoş havalarda beni,
ısıtmak yok
kollarının altında
soğuktan morarmış ellerimi,
heves mi bıraktı baharın geç gelme nazı,
unutmalı seni dedim
ne çocukça değil mi,
göle maya çalar gibi ama
tutmaz tövbelerimiz bizim,
dilim damağım kurudu
biraz daha adın
biraz
daha
sen
olsun...
yuvarlanarak
sürülürken tepelere,
ellerini tutar gibi
o dalına sarıldığım fidanı unutmayacağım,
halka halka aydınlık
bulut bulut gökyüzü inmişti üzerine,
sana da yakışırdı elbet
ince koluna
gümüş bileklik,
bir ışık değirmeni içinde
ağaçlardan,
bulutlardan öte güzellik,
kim ne bilsin
nasıl sevdik...
verme sırtını ceryana sen
canın sağ olsun,
ben sürgün,
ciğer çürümeden
el ayak düşmeden
ölmeden,
yarama
biraz
daha
sen
olsun...
kendimi tütüne vurdum seni düşleyeli,
ne faydalı şey şu tütün
hem yaraya
hem ciğere
bas dursun,
her gelene senmişin gibi bakmak değil bendeki,
bilirim ne zaman geleceğini,
ne doyasıya sevişmek
ne de öpüşmek olsun,
insanların en mahrem yeri elleridir,
gözlerden önce bile
ilk eller yaşlanır,
gelde tutayım ellerinden sadece
yatmadan o mermer taşa
alnımın çatısında
kurşun gibi sevdan,
biraz
daha
sen
olsun...