Buruşuk Suların Solungaçları
son çırpınışların ilkine uzanırdı
kimseyi göstermeden
kıvrılan işaret parmakları
başka dualara açılırdı eksik eller
yüzen adalarımız olurdu,
sığındığımız düşlerden imbiklenmiş
kıyılarında kapalı ağızlı istiridyeler
sedefi incilere gebe
ve sünger taşları üzerinde
denize unutkan
ıslak gözlü akvaryum balıkları
yüzen adalarımız olurdu
açığına açıldığımız sığlığımızın
her yerleri denizdi tıklım,tıklım
her yeri uçsuz,bucaksız sessiz
eski yıldızları görünmezdi göğünde
ütülü mavilerin dantel köpüğünde
günü sinsi ışırdı başucu lambalarına
yüzen adalarımız vardı gemilerini yakmış....
yeni sulara çalakürek di
yaşanmış bir dağınıklığın
dudaklarındaki tuz tadı
dalgaları dingin yüreklere,hırçındı deniz
hırçındı üç ağızlı yabası,
defne dallarına sarılmış sarmaşığın
rüzgarlı saçlarında öfkenin soluğu,
göğün tam ortasına yığardı
sağanak bulutları üstüste
yüzen adaları olurdu kül rengi
aç sular gibi bitkin,
kayıp duyguların
fırtına sonrası korkuları olurdu
yüzünü bir hayli öncelere saklayan
kendince yaşlanmak isterdi,
yasaklı çocukları kıyıların
buruşuk suların solungaçlarında
kendince yaşlanırdı,
soluk aldırmaya çalıştığımız son
................................
(bizi iki karış sular da boğma Poseidon)
Burgaz.2006