Çınar Altı Cafe
''Bir Kızıl Goncaya Benzer Dudağın''
bir şiir sitesinde yazıyorlardı
her ikiside aşık...
her ikiside duygusaldı
acıları şiir olup dökülüyordu dudaklarından
ayrı dünyaların insanları olsada
aynı şehirde yaşıyorlardı / hüzünleri ortaktı
genç kız dertliydi
çok acı çekiyordu
bilmiyordu ki o dert ortağı kendinden daha dertli...
birgün karar verdiler
şehrin dışındaki göl kenarında bulunan çınar altı cafede
yüzyüze buluşacaklar / uzun uzun dertleşeceklerdi
ilk davet delikanlıdan geldi
karşılıksız kalmadı yapılan çağrı
çabuk yankılandı diğer yürekte
genç kız sadece bir şartla demişti
?'simit ve demli çay içersek'' .....
delikanlı hay hay efendim dedi
yalnız ?'simit biraz yanık olacaktı'' ...gerisi önemli değildi
delikanlı bir yanık simit yerine
iki tane ?'kazan dibi simit'' almıştı o akşam üstü
giderken / güneş gözlüğü takacaktı gözüne
son zamanlarda çok ağlamıştı
gözyaşlarının izlerini saklamak istiyordu
genç kız ile delikanlı
öyle gideceklerdi buluşma noktasına
güneş salınmıştı ufukta hava alaca karanlıktı
önce delikanlı geldi
allahtan çınar ağacının altındaki masa boştu
geçti oturdu.....lakin delikanlının gözü yoldaydı
sıksık yola bakıyordu
kısa küt kesilmiş kızıl saçlarından tanıyacaktı kızı
aynı zamanda beyaz tenli idi
etrafa bakınan biri vardı cafenin girişinde
onu gören delikanlı
sağ elini kaldırarak yerinden doğruldu
hu hu ben buradayım dedi
kıza doğru içten bir gülümsemeyle yaklaştı
kırk yıllık dost gibiydiler
genç kız güneş gözlüğünden tanımıştı delikanlıyı
ilk heyecan böyle düştü yüreklere
sanki iki sevgili buluşuyordu
zaten çınar altı cafe aşıkların buluşma noktasıydı
nice aşklar yaşanmıştı orada...
?'bir kızıl goncaya benzer dudağın''şarkısı çalıyordu
birer tabure alıp küçük bir ahşap masaya oturdular
çıt çıkmadan şarkıyı dinlediler sonuna kadar
şarkı bitmişti garson usulca yaklaştı
----ne alırsınız? efendim
iki çay lütfen / tavşan kanı olsun dedi, delikanlı
bir süre devam eden sessizliğin ardından
çaylar masaya gelmişti
delikanlı biraz sert bir sesle buyrun dedi
o sesle genç kız içinden
işte ''benim erkeğim bu olmalı'' diye düşündü
sert ve tuttuğunu koparan...
genç kız delikanlıya
yumuşak bir ses tonuyla ?'buyrun beyefendi siz başlayın'' diye söyledi
kızın sesi delikanlının yüreğini okşuyordu adeta
delikanlıda içinden ''benim kadınım bu olmalı'' diye geçirdi
kalp kalbe karşıydı
delikanlı
yüz mimiklerini biraz daha sertleştirerek
kararlı bir şekilde ?'hayır'' siz başlayın dedi...
genç kız şöyle bir içgeçirdi..
........ biraz yanık bir simit alayım.
delikanlı yanında getirdiği simitleri çıkardı
birtane de şuradaki güvercinlere atalım mı? ne dersiniz?
....olur dedi delikanlı gülümseyerek
....... sigarasını çıkardı ve masaya koydu ...
içinden bir tane çıkarıp..içmeye başladı
----sigara dedi alır mısınız?
genç kız tşk,ederim ben sigara kullanmıyorum
ben kurtuldum o meretten derken
diğer taraftan / kendi iç dünyasıyla savaşıyordu sanki
nede olsa ilk defa çıkıyorlardı
genç kız delikanlının gözlerine bakmaya / korkuyor
aynı zamanda ürperiyordu
gerçi sosyal paylaşım sitesinde / delikanlının resmini görmüştü
delikanlı o kadarda yakışıklı ve de güzel değildi
yüreği yüzünün güzel olmayışını örtmüş
dünyanın en güzel erkeği haline getirmişti onun gözünde
önemli olan delikanlının ruhunun / yüreğinin güzel olmasıydı
genç kız ;ansızın
çıkart şu güneş gözlüğünü /gözlerimin içine gözlüksüz bak
ancak kendini o zaman görebileceksin
.....delikanlı güneş gözlüklerini çıkardı...
gözler ilk defa / arada hiçbir engel olmadan temas ediyordu birbirine
iki çift sevgiyle bakan gözleri / yüreklerinde hissettiler
gözgöze geldiklerinde...
genç kızın heyecandan yanakları al al olmuş
kalbi sanki yerinden fırlayacak gibiydi
bir nebze heyecanını yatıştırmak için
ayağa kalktı / elindeki simidi çınarın gölgesine gelen
serçe, kuş ve güvercinlere atmaya başladı
delikanlı;
ah o ela gözler!!! ...........içine düşmüştü sanki
bir an kıvılcımlar çaktığını hissetti yüreğinde...
delikanlı derdini unutmuştu / genç kızın güzelliği karşısında
bir türlü derdini anlatamıyor.
genç kızın her ısrarından sonra.... yok bir şey deyip geçiştiriyordu
delikanlı o ela gözlere vurulmuştu / hemde nasıl
....çünkü yüreğinde kıza karşı duyduğu ..ilk his / olumluydu pozitifti
genç kızdan aldığı enerji / ona / kendi derdini anlatmaktan alıkoyuyordu...
yok dedi anlatamadı....anlatmadı
benzer duyguları her ikiside aynı anda iç dünyalarında yaşıyorlardı...
yarın ve her akşam aynı saatte buluşmak üzere
iki yabancı olarak geldikleri cafeden
iki gizli sevgili olarak kalkıyorlardı...
genç kız şöyle bir etrafa bakındı ve devam etti
orada bulunan çam ağacına yaklaştı / kokusunu içine çekerek
gün batımını çok seviyorum.çünkü yarın yine seninle buluşacağım.
diyordu .............öylece ayrıldılar...
eve döndüğünde delikanlı odasına geçti
o şarkıyı açtı
ilk defa cafede duymuştu
birkaç kez dinledi
artık şarkının bütün sözlerini ezberlemişti
genç kızda eve dönüşte
annesine hiç bir şey yemeyeceğini / aç olmadığını söyledi
odasına geçerek yatağına uzandı
buluşmada yaşadıklarını
ve duyduğu hisleri o kareleri defalarca
gözünde canlandırdı
yarın akşam olur muydu bilinmez ama
iki kalp çoktan tutuşmuştu
heyecanla beklediler buluşma saatini
delikanlı / kırmızı güllerden oluşan güzel bir demet yaptırmıştı
üstüne de ?'dünyanın en güzel prensesine sevgilerle'' diye not düşmüştü
cafeye vardığında / genç kızı çınar ağacının altında gördü...
heyecanı bir kat daha artmıştı
delikanlı gülleri asıl sahibine uzatırken
benimle evlenir misin? dedi
genç kız hiç düşünmeden cevapladı
eveeeeeeeeeeeeet....
o evetle sarıldılar sarmaşıklar gibi
bir daha hiç acı çekmeyeceklerdi / hiç ayrılmayacaklardı
kader onlara öyle bir mutluluk bahşetmişti
ve o şarkıyı birlikte bir koro gibi söylemeye başladılar
?'Bir kızıl goncaya benzer dudağın
Açılan tek gülüsün sen bu bağın
Kurulu kalplere sevda otağın
Kimbilir hangi gönüldür durağın
Her gören göğsüme taksam seni der
Kimi ateş gibi yaktın beni der
Kimi billur bakışından söz eder
Kimbilir hangi gönüldür durağın''