Durmuyorlar
dına yaşamak diyorlar,
bırak kalsın!
Öyle bir rezilliğin hatırasıdır o!
Eski, çok eski bir zaman da,
kirletilmiş, hırpalanmış,
ölesiye zorlanmış bir hayatın solumasıdır o!
Adına aşk mı diyorlar?
Alakası yok!
Adam gibi bir aşk için, adam gibi yürek gerek.
Hani nerede ya da kiminle?
Sevmek için kalbi olmalı insanın, göğsünü tanımadan çıkartılmış!
Kendi urganında ilmek,
göğsünün ardında kelepçe...
Dudaklarında;
anlatılmaz bir şeyleri olmalı insanın!
Yani,
sevmek için olmalı;
içinde sevmek...
Hissetmiyorlar!
Yaşamak istiyorlar!
oysa, yaşadıkça geliyor ölüm!
Ah her gün biraz daha ölmek!
Biraz daha dar bir mezar,
biraz daha bol bir kefen!
Sonrası ne ki?
Yarını bu günden kınamak, dünden tüketmek...
Payıma düşen de bu benim;
ya el sallamak ya da beklemek!...
Görmüyorlar!
Sevda masalları atide yaşar.
Geçmişin kirli elleri durur kalbimde.
Değil mi ki bu gün;
?dün'ü yarın yaşamamak için kurduğum tuzak?
Aşk tesellidir desem,
ve şans dedikleri her kalbe gülen yosma...
Sen umuttun en sonunda,
o da gülmeden geçti desem!
Kimseler bilmesin diye,
taştan duvarlar ördüm kalbimin etrafına.
Eller ceplere dolar ya hani,
nasırlarını gizlemek içindi desem!
Susmuş direnişler pişmanlığı saklar avuçlarında!
Değil mi ki gözler dalgınlığın boşluğunda?
Değil mi ki loşluğumda boğazlanan bir çocuğun hayali?
Hayalim bu desem!
Hayır!
Biraz vurmasalar, biraz dursalar açıklayacak,
anlatacaktım belki.
Allah kahretsin!
Şans, tek bir şans;
artık istemem...
Şans dedikleri herkese gülen yosma,
o da gülmeden geçti desem!
Bilmiyorlar!
---?'Gerek yok aslında,
olmadan da olur belki;
yani bilmeden!...
İyilik istemem,
görmek istemem,
gülmek istemem,
Ağlatmasalardı;
ağlamak istemem...
Susmuyorlar!''---
Aldatanlar,
son kez bırakıp gidenler,
son kez gülenler,
dönüp son kez bakmayanlar...
Cehennemin dibi zaten burası!
Değil mi ki kapkaranlık bir zindan,
değil mi ki arşın arşın daraltılmış bir mezar?
Dışım sığmaz içine!
İçimi sığdıramıyorum içime!
Boşuna uğraşmayın!
Kaderine, beynine, yüreğine,
kaleme,
karanlığa sığmayan bir adamım ben!
Açtığınız mezara girmek istemem!
Anlamıyorlar!
Şimdi şehirler biliyorum ne çıkar;
yüzler, suretler, ruhlar...
Bazen pahalıya, bazen ucuza,
şehirler biliyorum;
satmışım bir kuruşa,
satılmış üç kuruşa...
Gel deseler de gitmiyorum artık,
gel desem de gelmiyorlar!
Kabuk bağlamış sanıyorlar!
Özünü aç kurtlar kemirmiş,
kuşları da mı vuruyorlar?
İçine veba bulaşmış bir şehir diyorum;
lanetli ruhlar ölü kuşları yiyorlar!...
Durmuyorlar!