Düş Yorgunu
Hani konuşmak istersin
Kelimeler oturur genzine
Acısı kaplar dimağını
Sözcükler avare, dil suskun
Bir yangının küllünde savurulan olursun
Ve rüzgâr senli ezgiler söyler
Yalnızlık kokusunu bırakır tenine
İşte o an buğulu perdeler aralanır
Gözler konuşur sadece
Zifiri bozguna uğrar
Şehrin tüm kandilleri yanar
Misafir olur gözlerine
Göz pınarları yorgun düşer ve dinginleşir
Yinede el vermez geceye
Yüreğinin kolları sarar bedeni
Özlemler diz çöküp dururken secdeye
Yıldızlar düşer avuçlarına
Yokluğunu tutan nasırlı eller kanar
Yüreğin sancır, acır içten içe
Çocukluğu tutar ay'ın
Hırçınlaşır durmaz yerinde
Gözü yaşlı bir kız çocuğu tırmanır yüreğine
Henüz on beşinde
Aklar düşmüş sacının her teline
Hayat oturmuş çelimsiz bedenine
Saklısında hayal bohçası, umut desenli
Gözlerine sevdanın dipsiz kuyusu yansır
Her adımda içine yuvarlanışı
Hayat pervasızca akıp gider
Ökçesinden dökülen acıdır, bitmez çilesi
Sus;
Ağlayıp kahırlanma küçüğüm
Uyutma yüreğini acının koynunda
Karanlıklar güneşe bırakacak yerini
Ak düşen saçlarına güneş sürüp
Munzur'un yayla çiçeğini takacağım
Sen dağların kızıl gülü
Yalnız değilsin ki hayat denen kavga da.!
Herkes hayal ettiği kadar özgürdür
Ama birçoğumuz düş yorgunu