Eflatun Gece
gecelerden bir gece
belki Akdeniz, belki Ege
rüzgar uyumuş
müzik susmuş
pijamalarını giyip yatmaya gitmişti
kız peşinde koşmaktan yorgun ev kedileri
ay dedeyi saymazsak
bir o
birde ben kalmıştık gecenin zulasında
“sakın yaramazlık yapmayın” der gibi
üstümüzde pike yaparken salkım saçak yıldızlar
kumsal ateşinin efsunlu çıtırtısını dinleyen
hafif alkollü iki gölgeydik
ve ikimizde komşunun bahçesinden erik çalmış çocuklar gibi
suskunduk
ki susmak lazımdı gecenin sessizliğine hürmeten
içelim diyorduk
bu dünyanın gelmişine geçmişine içelim
içtikçe…
o biraz tedirgin, biraz ürkek konuşmaya çalışıyordu
konuştukça sesi çatırdıyor
ağlamamak için dudaklarını ısırıyordu
her pusudan sağ çıkmış
bir kılıç balığıydı
tebessümünde jilet izi hüzünler
çantasında Antidepresan şişeleri şıngırdıyordu
güzel miydi?
güzeldi!
amforada yıllanmış şarap gibi baş döndürüyordu güzelliği
yüzü karlı bir dağ köyüydü
yüzü sadece kuşların bildiği bir göç yolu
yüzü ayın on dördüydü
büyülü bir çöl meyvesine benzeyen dudakları
ve baş döndüren kokusu
cennete davet ederken beni
tanığımdır o eflatun gece
o çözüyor ben ilikliyordum gecenin düğmelerini
hiç hazırlığım yoktu aşka
bir kandilin alevini parmaklarıyla söndürür gibi
usulca durdurdu zamanı
son bir nefes çektiği sigaranın dumanını üfledi yüzüme
karışırken nefesimiz birbirine
“aşktan öte köy yok adamım” dedi
filozof bir edayla
yüzü gizli geçit
bakışı yaralı kuş
gözleri zifir b,ela