Emine Teyze
Erkekliği sıyrılmış çatal bir nacak gibi
Yarılmış lağım boruları sürücüsüz kamyonlar
Birden nal ve çocuk çivileri şakaklarında
Aşağı mahalleyi iç güden, iç güden
Yüzyıllık hırıltılar
Bu talan bu (k)anırtı
Ur-ilik boşanmışlık
Motosikletli üç atmışlık bir adam
Çıkardı hep çıkardı Emine teyze
Nefes kesip çıkardı ur-başından hâki ellerini üç keskin adam
Rüzgârın ayasına kapaklanmış sicim, sicim bir koku
Haydar diye ağıtların türkülerin servi dibinde
Sonra bir kazağın akkor (n)akışına örülür yalnızlığın
Bu bahçe bu seyir
Ve kalakalmışlık
Henüz balta girmiş yangını tozlu karanlık gibi
Ulur bakırcılar çarşısına çorum´un
Samsun asfaltına yağmur ve çekiç vuruşlarını
Açıldıkça yayılır varlığın ve hayatın yufka direnci
Kurulur oğul veren o korkunç barikatın
Bir sade bir küçük
Bir karşılamışlık
Ayaklarından tutup sürükleyerek Emine teyze
Bir akşam sofrası kol, kol pencereleri boşalan kusmuk
Sıvanır kepenkleri ve köpeklik Bağlarına Çorum´un
Sonra giyilmemiş güveylikler (gibi) her kavşağında
Alevî şarap rengine asılmış sallanan siyen nedir
Bu haydar bu şehir
Ve artakalmışlık
Hâlâ akşam mı çalınıyor pir´in kemikli tellerinde
Alp-agut toprağının atlı ömür ocakları yanıyor
Sürülen izlere düşüyor Samsun asfaltının sivri farları
Kaçak bir ışıkla buruşturmuş yüzünü çatı katların
Gömülürüm diyorsun biliyorum Emine teyze
Yüreğinde kıyılmamış gömülerin
Alacalı aydınlık