Erken Gel
Erken gel,
temmuz sırtında çatlayan
bir nar tanesiyken daha,
eylül avucunda
sütliman bir güvercinken.
Sokaklar henüz
gölgelerini toplamamıştı;
ikindi, duvar diplerinde serinler,
anneler seslerini
pencerelere asardı.
Dizlerimiz toz,
avuçlarımız gökyüzüydü.
Bisküvi kolilerinden
evler kurmuştu çocuklar;
göğe merdiven dayamak
bundandır işte.
Salıncak ipleriyle
düğümlediler rüzgârı.
Reçel kokan parmakları
karışırdı akşamüstlerine.
Kırık bir düğmeden
ceket biçtiler kendilerine.
Ceplerinde unutulmuş mektuplar vardı,
büyüyünce okunacak.
O evler ki
damları teneke,
içleri sonsuzluk tarlası.
Kapılarını çalan herkese
bilyelerinden mavi gözler dağıttılar.
Tebeşirle çizdikleri seksekler
hep sekizinci karede
bir buluta çıkardı.
Sen de çık gel artık.
Daha sökülmedi
o evlerin naylon pencereleri,
daha kurumadı
duvarlarına sinen bisküvi kokusu.
Bak, sofrada yerin hâlâ ayrı;
önünde bir dilim ayva,
yanında su verilmemiş
bir sardunya.
Korkma,
büyüdük diye
eksilmedi hiçbir şey.
Yalnızca biraz daha sığdık hayata,
eskiyen ayakkabılarımızdan
utanmadan.
Şimdi tam sırası:
Karton bir eve sığacak kadar küçülüp
dünyayı kucaklayacak kadar
büyümenin.