Etna Artığı Aşk...
Atsaydın beni,
Tozpembe dudaklarının arasından lavların şehvetli sıcağına,
Erir miydi?
Ruhumun tutkulu günahı
O eşsiz, cezp edici ayıbı.
Gökyüzünün kudretine hükmeden, kibirli rüzgârın kanatlarını kırsaydı,
Buz kesiği kirpiklerimin uçları.
Nice düşüme ev sahipliği yapan yalnızlığın taşlaşmış memelerinden sızan
İrini gözyuvamda toplayıp,
Topuklarımın altında can dilenen
Cenini doyursaydı şaşkın yanım
Aşka giden yollarımdan biri kapanır mıydı?
Sana diyorum!
Soysuz efendilerin baldırında sızlanan küçük kadın;
Bakışlarının ardında ki, sönük ışık,
Alaycı, ipe sapa gelmez kahkahanın sakat notası,
Tıpkı;
Bir çocuğun kafatasından içilen şarabın tadı gibi
Gözlerimde acı, oyulası izler bırakırken utancımı örtü yapamıyorum.
Saklayamıyorum dehlizlerime; İçimde nasırlaşmış aşkın verdiği ızdırabı
Ben ki;
Tırnaklarımı etime geçirsem de,
Deşip bulsa,
O uğursuz, bencilliğimi tembelleştiren
Sevgiye giden, lanetli tohumun halkasını.
Ağzımda yeşeriyor kuduz köpeğin kurtlanmış salyası,
Tiz bir çığlıkta tokatlanıyor, paslı kulaklarım
Diyebilir misin deliliğim...
Bahar şenliğinin, coşkulu sevinçleriyle oynaşan
El yazması ayetlerimin, ilah yüzlü anası,
Diyebilir misin?
-Aşk, damarlarında süzülen yaşama mührünü erken bastı-
Ulu Tanrı'm!
Mevsimine küsen öksüz erguvanların soluk rengi
Gövdemde büyüyen çıldırışın avcunda
Parmaklarımla söküp azap edemiyorum,
Martı leşlerinin umutsuz zindanları
Önümde aşılmaz duvar,
Söküğünde, eteği çatlak fahişenin diş izi.
Ve sen,
Dermanını asırlar öncesine gömdüğüm hastalığım,
İhtirasımın kurak tenini diliyle ıslatanım,
İhtimallerde hayallerimi doyuranım,
Bırak, yüreğimden sana doğru akan bakir nehri
Düşeyim;
Dul yamaçların çelmesine cılız kalan budala aklımla,
Hüznümle yeşeren
Sancıma boy veren
Yusuf kokulu kuyuma.
Döşümde güzelliği örselenmiş peygamberin gözyaşı
Ellerimde koca bir ülkeden kalma karanlık...