Firakınla Yandı Çöl
mehtapların yangın taşıdığı yerdeyim
düş denizinde sandalım
hatıralar mahzeninde sersefil
bir elimde ateş
bir elimde düş
gam yüklü teranede yalın ayak
ney çalan rüzgârlar eşliğinde
bütün yalnızlığıyla
seni çağırır durur firakınla yana çöl
soylu atlar koştururum hayalen
bozkırlara
menekşelerin ölü doğduğu bahara
mehtaplı bir akşamdan firar
sırtıma vurduğum mülteci düşlerle
bir elimde hüzün
bir elimde leylak
bütün susuzluğuyla
seni çağırır durur firakınla yanan çöl
vadilerin kurumuş dudakları
ey sen !
ne vakit beni çağırırsa gözlerin
tenine düşer suskunluğunda bir yıldız
ve kırık aynalara düşer hicranlı yüzüm
ey vuslat !
ey dilime isyan düşüren yalnızlığım
seni çağırır durur firakınla yanan çöl
zelzeleye tutulmuş dağ gibiyim
yırtık eteklerine tutunmuşum uçurumların
elleri yakamda yokluğun
bir derviş edasıyla yürür gibiyim
kervanlarıma yüklü mecnuni nidam
nakş-ı duam yankılanır göklerde
seni çağırır durur firakınla yanan çöl
ey gönlümü çöle döndüren vuslat
prangalara vurgun zaman
yüzümde kırgın aynalar
çürümeye bıraktığın bunca baharlar
ve papatyalar
ölü bir temmuzun sesizliğinde
çağırır durur seni firakınla yanan çöl