Gecikmiş Işığın Çocuğu
"Bu şiir; şehrin kalabalığı arasında görünmez kılınan, masalları henüz başlamadan yarım kalan ve çocukluğu omuzlarındaki çuvallara sığdırılan yarınsız çocukların sessiz çığlığıdır."
Sabah,
Şehrin paslı kaburgaları arasından
Bir çocuk sıyrılır
Zamanın kıvrımından kopmuş
Unutulmuş bir harf gibi
Sırtında küf kokulu bir çuval,
İçinde çalınmış rüyaların ağırlığı...
Çünkü dünya,
en ağır suskunluğu
en küçük omuzlara
bırakmayı çoktan öğrenmiştir
Çocuk,
arkasında bıraktığı geceyi
bir pelerin gibi sürükler
Önünde ucu görünmeyen sokaklar...
Güneş başka alınlara erken vururken,
Onun yüzüne düşen ışık hep bir gün gecikir.
Çünkü onun çocukluğu,
Rüzgârsız bir sonbaharda
daha filizlenmeden kırılmış
kuru bir dal gibi
göğsünde sessizce dağılmıştır.
Gözleri...
Kuşların uğramayı unuttuğu
iki eski gökyüzü
Bakınca bir çocuğun bakışını değil,
Orada donup kalmış uzun bir kış sabahını görürsün.
Elleri çöpü değil,
zamanın artıklarını ayıklar
Buruşturulmuş gazetelerde çürüyen dünyalar,
Yarım mektuplarda boğulmuş sevdalar,
kırık oyuncaklarda susturulmuş
çocuk kahkahaları...
Okumayı bilmez;
Ama açlığın alfabesi
avucunun içine kazınmıştır
Yoksulluk,
en kalıcı mürekkebini
etle kemiğe yazar
Annesi, bir köşede unutulmuş
eski bir hüzün
Babası, adresi unutulmuş
eski bir gölge...
İki sığınak da yıkık,
İkisinde de çocukluk yetim.
Gece olur,
şehir binlerce ışığını yakar
Ama çocukluk
ışıklı pencerelerde değil,
karanlık sokaklarda yitip gider
Çünkü bazı çocuklar büyümez
Onların yalnızca omuzları büyür
Taşıdıkları yük derinleşir
Bir gün, o çuval yere düşer
Yere saçılanlar plastik
ya da kâğıt değildir
Bir çocuğun yaşamadığı baharlar,
biriktirdiği kışlar
rüzgârda savrulan külüdür
Yine bir sabah,
aynı sokakta
bir çuval belirir
Küf kokulu ve kimsesiz
Şehir ne ektiğini hiç hatırlamaz
Ama açlık,
hemen yeni bir omuz bulur kendine
Ve hayat,
bir çocuğun yarım kalan masalını,
Başka bir çocuğun boynuna ilmek yapar.