Görülmez Halim
her günün yirmi dört saati kadar,
damarlarımda kin besliyorum.
etrafımı sarmışsada binlerce hasım.
gözlerim yaşlar dökerken,
dudaklarınız tebessüm ediyordur.
uzaktan bakarsın,
evet sadece bakarsın.
görmediğin gibi rahatım.
biraz ekmek, biraz soğan.
hayatıma aş edip yiyorum,
leş kargalarından da beterim.
sen tok sanarken
ben hergün ölüyordum.
inan bir kaç radde kaldı,
biraz sonra ben de ölüp gidiyorum.
yaşam bu değil,
varsa da olan yaşamdan
pes ediyorum.
bi kaç mısramda,
ağlattım kayıplarımla,
duygu yüklü gözleri.
burda ne aşk var ne de elveda.
sadece anlatıyorum,
gülmeyi arzuladığım
sevincim göz yaşım kadar.
oysa şimdi hayat,
çok umrumdışı,
hiç ummadığınız kadar.
şimdi bi kara kutu içindeyim.
etrafım dört duvar.
ölüm bekler kapımda.
cesaretim yok dağlar kadar.
kaybolmuşum cennetimde,
içimde binlerce hayal var.
ama derde çare yok,
olsada savruk, savruk..
neye yarar.
hayat denilen yokuş,
iniş çıkışlarla dolmuş.
kendimi buldum derken,
bi ayağım sekeliyor,
tam ayağa kalktım derken.
bedenim yerle bir olmuş.
yüzümde binlerce maske,
af, denen yalanla avutuyorum kendimi
ne kadar saklasamda gerçekleri
her sabah tekrar görüyorum eski beni.
kendimden kaçmak için,
oyuncak gemiler yaptım kağıttan.
bir kovaya attım, ulaşsın diye
eşsiz, ulaşılmaz adalara,
ama eridim yavaş yavaş,
hayat burda da sahte,
bir bakmışlar Orhan ölmüş
o gemiden kurtulmadan.
şimdi kayıbım bu gemide ve bu şehirde
ruhum yitik, beden yerde, yersiz.
çığlıklara boğsam denizi,
o bile güçlü benden,
acımaz deler genzi.
beyaz bayrak açsam hayata
o da yetmişmez, imdadım yersiz.
tabutum bile yeşilken,
hayat bana gökkuşağı kadar
renkli güler mi?